Son Dakika
16 Temmuz 2019 Salı
23 Aralık 2016 Cuma, 00:34
Mesut Acet
Mesut Acet mesutacet@gmail.com Tüm Yazılar

YÜREĞİNİZE YÜRÜYÜN

Her şeyden önce iyi yaşa

William Shakespeare’in (26 Nisan 1564 – 23 Nisan 1616 yılları arasında yaşamış, İngilizcenin en büyük yazarı ve dünyanın seçkin drama yazarı kabul edilen İngiliz) aşağıdaki sözlerine ne dersiniz? Birebir Mevlâna’nın bakış açısını yansıtmıyor mu?

‘Sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş gibi, laf olsun diye günlerini geçirme. Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev. Hayatını öyle yaşa ki her an kendi elini sıkabilesin. Ve her gün hiç olmazsa faydalı bir şey yap ki Gece yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine “ben elimden geleni yaptım, diyebilesin’ diyor dünyaca ünlü yazar ve ‘Hayatı Hissedin ve Onu Yaşayın’ diye de ekliyor:

Hayatı hissedin onu yaşayın

‘Kendimi her zaman mutlu hissederim.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü kimseden bir şey ummam.

Beklentiler daima yaralar.

Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin.

Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin.

Sadece kendiniz için yaşayın ve

Konuşmadan önce dinleyin.

Yazmadan önce düşünün.

Harcamadan önce kazanın.

Dua etmeden önce bağışlayın.

İncitmeden önce hissedin.

Nefret etmeden önce sevin.

Vazgeçmeden önce çabalayın.

Ölmeden önce yaşayın.

Hayat budur. Onu hissedin.

Onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.’

Hayallerinizi gerçekleştirmek için hiç de geç değil

(Shakspeare’in Tiyatro Yazarlığının Hikâyesi)

 

Söz William Shakspeare’den açılmışken onun o muhteşem tiyatro oyunlarını nasıl yazdığının hikâyesini anlatmak istiyorum:

“Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş. Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. Bir çığırtkan avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş: ‘Tiyatro gelin kaçırmayın, bu akşam tiyatro.’

Adam hayatında hiç tiyatroya gitmemiş ve inanılmaz derecede merak etmiş. Biletin nereden alındığını öğrenmiş. Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti almış. Başlamış merakla oyunu izlemeye.

Oyun bitmiş herkes dağılmış ve bizim meraklı öylece kalmış izlediği muhteşem oyun karşısında. O sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz almış. Adam ise: ‘Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onunla bir şey konuşmam gerek’ demiş.

Seyrettiği oyunun etkisinde müdür ile konuşmuş ve ne olursa olsun ne iş olursa olsun buranın bir parçası olmak için çalışmak istediğini belirtmiş.

Müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralarda bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade etmiş. Ardından denemek üzere aylardır el değmemiş bir kütüphanenin temizliğini uygun bulmuş. ‘İşte, burayı temizle. Eğer beğenirsem seni işe alırım’ demiş ve gitmiş.

Tiyatro aşkının verdiği şevk ile temizlik beklenenden kısa sürede bitmiş. Müdür odayı görmeden adamın samimiyetine inanmamış. Onu da diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmış. Fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalmış. Aylardır kirden, tozdan içine girilemeyen oda gıcır gıcır oluvermiş.

Müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar vermiş. “ Tamam, seni işe alıyorum. “Fakat benim yatacak yerim yok.“ “O zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın.” İstediği olan tiyatro tutkunu, huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür, ‘Adın neydi senin? Buraya yazalım’ demiş. Aldığı cevap ise şu olmuş: William. Adım William Shakspeare.”

Yine rivayete göre tiyatroyla ilk tanıştığı bu tarihte kırklı yaşlardaymış Shakespeare. Bu tanışma onda tutku haline gelince büyük bir azimle o muhteşem oyunları yazmış.

Meslek hayatı boyunca günde sadece üç saat uyuyarak bu tutkusu uğruna, zamanının büyük bölümünü adamaktan vazgeçmemiş ve hepimizin çok iyi bildiği o muhteşem oyunlarını yazmış.

Bu oldukça düşündürücü ve inanılmaz bir hikâye gibi görünse de günümüze ve kendi durumumuza uyarladığımızda, eğer fark edebilirsek bir de ilham veren, insanı motive eden bir yönü vardır. Peki, o zaman biz kendimiz için ne yapabiliriz?

Acaba biz de yapmak istediklerimizi yapmak için geç kaldığımızı mı düşünüyoruz?

‘Hiç bir zaman geç kalmadınız

Kaç kere yoldan dönmüş de olsanız

Kaç kere döndürülmüş de olsanız

Dünyanın bütün günahını taşıyor da olsanız

Hayatınızdaki her şeyden

Kendinizi suçlu hissediyor da olsanız

Kendinizin ‘Yüreğiniz’ tarafından

Kabul edileceğine inanmıyor olsanız da

Siz yine de kendinize yüreğinize yürüyünüz.

Hiç kimse size inanmasa da siz kendinize inanın’ diyor Mevlâna’ya atfedilen dizelerde.

Engellerin farkında mıyız

“Kendi önümüze koyduğumuz engellerin farkında mıyız? Bizi engelleyen şey nedir ya da neler bizim için engel oluşturuyor? Çok mu yaşlıyız mesela? Biliyor musunuz ki Mimar Sinan (Koca Mimâr Sinan Ağa ‘Sinaneddin Yusuf – Abdulmennan oğlu Sinan, Osmanlı baş mimarı, 1489-1588) kalfalık dönemi eseri olarak tanımladığı Süleymaniye Camii’nin inşaatını bitirdiğinde yetmiş  yaşını geçmişti. “Ustalık eserimdir” dediği Selimiye Camii’ni bitirdiğinde ise yaşı seksen yedi olmuştu.

Eski Roma’da döneminin en büyük devlet adamı ve hukukçusu olarak tanınan Cato (Marcus Porcius Cato, (MÖ 234-MÖ149) Romalı devlet adamı, hukukçu, hatip) Yunancayı öğrendiğinde tam seksen yaşındaydı.

Eyüp Sultan Hazretleri,  İslam ordularıyla İstanbul’a geldiğinde 90 yaşındaydı.

Satchel Paige’in (1906-1982 Amerikan beysbolcusu) muhteşem sözünde dediği gibi:

“Kaç yaşında olduğunuzu bilmeseniz, kaç yaşında olurdunuz?”

“Aslında kabul etmek gerekir ki gerçekten de hissettiğimiz yaştayız. Ya da yapmak istediklerimiz ne kadar çoksa o kadar genciz. Çünkü yapabilmek için daha çok zamana ihtiyacımız olacak demektir.

Eğer aklımız, beynimiz, ruhumuz, kalbimiz hayaller kuruyorsa, bunları gerçekleştirmek için gereken enerjimiz de vardır. Belki sadece biraz inanca ihtiyacımız olabilir. Bu inanç ise başkaları tarafından bize bir altın tepside sunulmaz.

Önce kendimiz kendimize inanmak zorundayız. Ve her ne yapacaksak yapalım, önce kendimiz için yapmak, kendimizi mutlu etmek üzere yapmaktır doğru olan.

Biz mutlu olmazsak ya da başkalarına kendimizi beğendirmek için uğraşmak üzere çabalıyorsak, bu kimseye yararı olmayacak boşa harcanan bir emektir sadece.

Düşünün ki kim bilir ne hayalleriniz vardı ya da hala ne hayaller kuruyorsunuz? Bunlar sadece hayal olarak aklınızı bir köşesinden gelip geçen sıradan ya da olamayacak hevesler midir yoksa mutlaka bir gün yapmak istediğiniz, gerçekleşeceğine canı gönülden inandığınız hayaller midir? Ne türde olduğuna sadece siz karar verebilirsiniz. Gerçekleşmesi de sizin elinizde.

Kendiniz için neler yapabilirsiniz ve ne zaman yapmaya başlayacaksınız? Daha ne kadar erteleyeceksiniz?

Hâlâ ‘Bir gün yapacağım’ diyorsanız unutmayın ki yarın bundan sonraki hayatınızın ilk günü.’

Hayat ne otuzunda ne kırkında başlar, Hayat farkında olduğun anda başlar. Korkmadığında başlar. Yaşamayı sevdiğinde başlar.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...