Son Dakika
20 Kasım 2019 Çarşamba
24 Mart 2017 Cuma, 01:04
Mesut Acet
Mesut Acet mesutacet@gmail.com Tüm Yazılar

YAŞAMI ERTELEMEK

YAŞAMI ERTELEMEK

 “Beni her ölüm etkiler.

Tanımasam bile üzülürüm

Yitirilmiş ümitlere.

Hiç gerçekleşmeyecek ideallere

Yaşanmamış sevgilere üzülürüm.

Bu yüzden, korkarım yaşamı ertelemekten.

Ne yapılması ne söylenmesi gerekiyorsa

Söylenmeli, yapılmalı.

Seviyorsanız, sevdiğinizi bugün söyleyin.” Diyordu “Yaşamı Ertelemek” şiirinde sevgili Tayfun Talipoğlu. Hepimizi derin üzüntülere boğarak, genç yaşta aramızdan ayrıldı, bam telimiz koptu, yol hikâyeleri bitti.

1962-Kars doğumlu olan Tayfun Talipoğlu, ilkokulu Eskişehir’de evimin yanındaki Yunus Emre ilkokulunda,  ortaokulu Eskişehir’de, liseyi Ankara Atatürk Lisesi’nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1983 yılında mezun oldu. Bam Teli programının yapımcısı, gazeteci, televizyoncu.

Eskişehir’de bir otelde sunduğu programda canlı olarak izlemiştim, ses tonu ve etkileyici sunumuna hayran olmuştum.

Hayat gerçekten çok kısa ve ölüm bir o kadar yakın.

Hangimiz ne zaman öleceğimizi biliyoruz ki?

Ölüm her yaşta acı aslında, özellikle de kalanlar için.

Ama genç ölüm çok daha acı.

Nasıl zamansız, nasıl insafsız, nasıl yakıcı bir durum.

Ölümün güzeli olmaz elbette, ama acısızı, giden için son bir lütuf gibi sanki.

Mekânın cennet olur inşallah. Huzurlu uyu ki huzurlu olacağına inanıyorum, çünkü sen çevrendekilere huzur veren, gülümsemeyi bilen insanlardandın.

Yeni doğan güne uyandığımız andan itibaren, günün kıymetini bilmek, güne gülümseyerek başlamak, neden bu kadar zor?

Tayfun Talipoğlu’nun “Yaşamı Ertelemek” şiirinde dediği gibi;

“Sevdanızı bugün yaşayın.

İşinizde yapılacak ne varsa

Bir an önce yapın.

Yarın çok geç olabilir.

Bir anda bitebilir her şey.

Yaşamak için acele edin bence.

Kısa yaşanmışlıklar,

Yaşanmamışlıklardan daha iyidir.

Geriye dönüp baktığınızda ‘keşke’ler

Çoğunlukta olmasın.

Uzun vadeli hedefler için bile

Bugünden harekete geçmeli.

Yarınlar çok uzakta olabilir.”

Bugün senin günün. Hayat ertelemeye gelmez. Kendine ait saatleri sen değerlendir. Gönlün nasıl istiyorsa öyle yaşa. Kimseyi düşünmeden. Hiç bir kuralı takmadan çılgınlık yap, sokakta şarkı söyleyerek yürü, sabahleyin yolda gördüğün herkese ‘günaydın’ de neşeyle. Gülümse hep gülümse.  Çocuk parkına yolun düşürse içindeki çocuğa seslen ve sallan beş on dakika. Herkes sana gıptayla baksın. Deli olduğunu düşünenler çıkacaktır. Aldırma kimseye.

Hayat ertelemeye gelmez. Dolu dolu yaşa günü, sana özgü, sana ait olsun. Eve dönme vakti geldiğinde dön. Hayat ertelemeye gelmez ve bence herkesin çılgınlık yapma hakkı vardır. Sen de o hakkını kullan.

“Daha okulda başlamıyor muyuz

Ertelemeye yaşamı?

Hep yarına yatırım, bu günü sonra

Yaşamacasına…

‘İşe gireyim, sonra…’

‘Evleneyim, sonra…’

‘Çocuklar büyüsün, sonra…’

‘Emekli olayım, sonra…’

Sonra…

Sonra…

Sonra…

Bu sürecin başında, ortasında,

Yaşam her an sona erebilir.

Sonrası olmayabilir.

Fedakârlıklar güzel ama unutmayalım:

Herkes kendi hayatını yaşar…

Ertelenen sevdaların bedelini ödemiyor yaşam.”

Çok seviyorum onu ama şimdi utanırım, hem ne acelesi var ki yarın söylerim. Nasıl olsa daha genciz, önümüzde kocaman bir hayat var diye içinizden geçirenlerdenseniz, bilin ki çok büyük bir yanılgı içindesiniz. Ertelemeyin ve sevdiğinizi söyleyin. Hayatımıza güzellik katacak yenilikleri ararken içinde bulunduğumuz curcunanın içinde hayallerimizi ertelemeden yaşayabilmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü yarın, kaybedilen zamanı telafi etmek için çok geç olabilir. Erteleyerek kaybettiğimiz zamanın yerine koyacak hiçbir kaynağımız yok. ‘Ertelemek, hayatı kaçırmaktır.’

 

Uzun sözün kısası: Hayat, sevdiğini söylemek, paylaşmak, desteğini göstermek için ertelenmeye gelmez canlar. Söylemek istediklerimizi ertelemeden söylemenin bir kez daha tam zamanıdır derim. Haydi, şimdi aklımızdan geçenleri söylemek için harekete geçelim, ertelediğimiz, ihmal ettiğimiz kim varsa.

 

Giden Zaman Geri Gelmiyor

Hayatı ertelemeyin sakın. Belki bir şeyleri yaşamaya vaktiniz olmayabilir. Yaşamak insanın en temel haklarından birisidir. Fakat insanoğlu yaşamın neresinde olduğunun farkında değil!

İnsan yaşamın merkezindedir. İnsan olarak hepimizin hayalleri vardır ve biz bunları sürekli erteleriz.

Hayata neresinden bakarsanız bakın hayat ve zaman insanın elinde olmayan bir süreçtir. Hayallerimizi ve duygularımızı ertelemeden yaşamaya çalışalım. Çünkü giden zaman geri gelmiyor.

Hayatta hak edene hakkını ver, bekleme ve erteleme, telafisi olmayabilir. Zamanın ne getireceği belli olmaz.

Yaşanması gereken şeyleri yaşamayı bilmek gerek.  Sakın sonra demeyin. Seviyorsanız sonuna kadar direnin, duygularınızı gizlemekten korkmayın. Söylemek isteyip de söyleyemediklerinizi bir daha söyleyecek vakti bulamayabilirsiniz.

Belki onun söylediklerinizi duymaya ihtiyacı vardır. Onun da mutluluğa ve sevilmeye hakkı var, en az sizin kadar.

Dostlarını da el üstünde tutun. Onlar yanınızdayken kıymetlerini bilin.

 

Ertelemeye Gelmez Hayat diyor sosyal medyadaki şu güzel dizeler;

“Bazen olur ya; yorulup kaldığımızda bir yerlerde

Yaşamdan bir nefes daha almak istediğimizde

Dönüp bakmalıyız aynaya.

Sırtımızı dönmek fayda etmez dağlara.

Ne zamana kıymalı insan ne de keşkeklerine ağlamalı,

Bunalıp kaldığında bir köşede.

Yeniden yola koyulmalı, yine yeniden sevebilmeli yokuşları.

Ertelemeye gelmez hayat:

Ne varsa bir gün yaparım diye ertelediği

Bir yerden başlamalı vakit kaybetmeden.

Her geçen günün adım adım hesabından düşüldüğünü

Unutmamalı insan, bazen değiştirmeli bir şeyleri.

Çok değil küçük şeylerden başlamalı,

Bir gün de bir durak önce inebilmeli bazen.

Evine girerken taşıdığı ne kadar dert varsa içinde

Asabilmeli bazen kapı önündeki ağaca.

Kendisiyle barışmalı insan.

Yüreğine takmalı bazen pembe gözlüklerini.

Baktığını değil gördüğünü hissedebilmeli bazen.

Yerinden çıkıp bazen koyabilmeli, bir başkasının yerine kendini.

Ağlayana sus demeyi değil, Onunla ağlamayı denemeli bazen.

Fark edebilmeli hayatın gerisinde değil tam içinde olduğunu.

Sevmenin bir insanı üzmekten daha değerli olduğunu

Fark edebilmeli bazen,

Sadece söyleyecek bir şeyleri olduğunda değil

Tıkanıp kaldığında da dinleyebilmeli.

Bazen içinden geldiği gibi davranmalı insan, aldırmadan kimseye.

Hiç uzaklara gitmeden kendinde aramalı huzuru.

Dünya değişecekse eğer bir gün,

Bilmeli dönüm noktasının kendisi olduğunu.

Anlayabilmeli ölümün ayrılıktan daha kolay olduğunu

Sevdiklerini kaybetmeden önce,

Sevilmenin bir insanı sevmekten başladığını öğrenebilmeli.

Kötülüğü değil iyiliği emretmeli.

Hatırlamalı sevgilerin paylaştıkça arttığını

Acılarında olduğunu unutmadan.

Keşke demeden anlayabilmeli

Şükretmenin ne demek olduğunu.

Ve unutmamalı insan elinde olanların

Elinde olmayanlardan daha değerli olduğunu.”

Bu bölümü de Mevlâna sözleriyle bitirelim:

Hayat çok kısa. “Haydi, şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin.”diye özetleyeceğimiz Divan-ı Kebir’de ki rubailerde şöyle diyor Mevlâna:

“Gel, gel, daha yakın gel, bu yol, vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek?

Mademki sen, bensin, ben de senim.

Artık bu senlik ve benlik nedir?

Biz Hakk’ın nuruyuz, Hakk’ın aynasıyız.

Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz?

Bir aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor?

Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücud halinde, olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz. Fakat neden böyle şaşıyız?

Aynı vücudun birer uzvu olduğumuz halde neden zenginler, yoksulları böyle hor görürler?

Aynı vücutta bulunan sağ el, ne diye kendi sol elini hor görür?

Her ikisi de mademki senin elindir, aynı tende uğurlu ne demek, uğursuz ne demek.

Biz hepimiz, bütün insanlar hakikatte tek bir cevheriz .

Aklımız da bir, başımız da bir.

Fakat kambur felek yüzünden biri, iki görür olmuşuz.

Hadi şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin.

Sen kendine kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin, fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin!

Bütün insanlarda aynı ruh vardır, fakat bedenler, tenler yüz binlercedir.

Nitekim dünyada sayısız badem vardır, ama hepsinde de aynı yağ bulunmaktadır.

Dünya da çeşitli diller, çeşitli lügatler var, fakat hepsinin da anlamı birdir.

Çeşitli kaplara konan sular, kaplar kırılınca birleşirler, bir su halinde akarlar.

Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen, gönülden sözü, manasız düşünceleri söküp atarsan, can, mana gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler.” Mevlâna, (Divan-ı Kebir, C.VI, 3020)

‘Dün geçti, evvelki gün de geçti, bugüne bakalım.

Çünkü gün, bu gündür.’ (Mevlâna Celâleddin, Rubaîler, 170 )

Mevlâna’nın ‘Dünle birlikte gitti cancağızım ne varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.’ (Mevlânâ Celâleddin, Rubâîler, 177) sözleri düsturumuz olmalı değil mi sizce de!

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...