“YAĞMUR YÜKLÜ YÜREĞİM” VE ŞAİR İSMAİL GÜL

08 Aralık 2016 Perşembe, 23:25

RENGÂRENK GÖKKUŞAĞI YAĞMURDAN SONRA ÇIKAR

“Yağmur Yüklü Yüreğim” şairimizin “Gül Diyarı”ndan sonra ikinci şiir kitabı. Birinci kitabının düzenlenmesinde de acizane katkım olmuştu, bu kitabının da editörlüğünü yaptım.

Şairimiz İsmail Gül, birinci kitapta; mısra mısra, nakış nakış, gül temasını işlemiş, mis gibi, gül kokulu rayihalarla, rengarenk ve ahenk dolu satırlarla, adeta kuraklaşan gönüllerimize gül bahçesinden rahmet getirmiş, bereket getirmişti.

Duygu yüklü bir şairin mısraları, yağmur yüklü bulutlarla çakışınca rahmet ve bereket buluşuyor.

Üstad Cemal Safi’nin de ifade ettiği gibi hece veznini çok iyi kullanan, son derece üretken ve en verimli çağında olan şairimiz, mükemmel eserlerle gönül telimizi titretmeye, her satırıyla ruhumuzun derinliklerine hitap etmeye devam ediyor…

“Kara sevda renklerine bezendi,

Yeryüzünden yıldızlara uzandı,

Yağmur yüklü bulutlara özendi,

Vuslat hayaliyle coştu bu gönlüm,

Kabardı kabardı taştı bu gönlüm.” derken, coşan gönlü, kabaran, taşan gönlü rahmet getiren yağmurlar gibi sağnak sağnak yağıyor, gönülden gönüle işliyor siğim siğim.

Evet, yağmur yüklü bulutlar gibi şairimizin yüreği.  Gök gürültülü çelişkileri, gözyaşı olup akmak için bahaneler arıyor. O yürek ki, yağmur yüklü bulutlar gibi sevgi yüklü, sevda yüklü, özlem yüklü, hüzün yüklü, hasret yüklü…

 

 “Bilmem deli yürek nasıl uslanır.

Gönlüm sevda yağmuruyla ıslanır.

Leyla ile Mecnun duysa kıskanır.

Seni sevdiğimi yayma Gülizar.” derken de, sevdasını bulutların üzerine yazmış, yağmur olarak dökülüyor gözlerinden.

 

“Duman olup mor dağlara

Ağdım desem kim inanır?

Yağmur olup da bağlara

Yağdım desem kim inanır?” diyerek, yumruk kadar yüreğinden dağlar gibi sözler çıkarıyor. Anlaşılıyor ki, şairimizin serçe kadar yüreğinin gökyüzü kadar sancısı var. O yürek ki; ya çok yanık, ya da çok dağınık. Öyle değil midir? Bedenin yükünü ayaklar taşırmış, ruhun yükünü ise yürekler…

 

“Hüzün dağlar gibi gam deniz derya,

Dert yağar üstüme hem  furya furya,

Kabına sığmayan o gönlün var ya,

Kanadı kırılmış kuşa dönmesin.” diyerek de; kanadı kırılmış kuş gibi, hüzün dağlarından koparılmış bir çiçek gibi sevdası kabına sığmayan yüreğinde yoğrulmuş, her biri hece hece parçalara bölünmüş…

 

“Ruhum bitkin özlemekten,

Kalbim naçar sızlamaktan,

Tükendim yol gözlemekten,

Yoruldum, yorma bi tanem.” dizeleriyle de; yüreği yakan dağlayan özlemini anlatıyor. Yıllara bakılmaksızın geçen zamanın umursanmaz sevgiyle büyüttüğü özlem….

 

 “Mutluluğa giden yollar tıkandı,

Gönül hüzün yağmuruyla yıkandı,

Tükenmez denilen kalem tükendi,

Ben sana kendimi anlatamadım.” ve

“Umuda uzanan yol tıkanacak,

Hüzün yağmuruyla ruh yıkanacak,

Sabrım ha tükendi, ha tükenecek,

Yollara baktırma gel geleceksen…” dizeleriyle de, Şairimiz rüzgârların getiremediği kokuları, ışıkların aydınlatamadığı renkleri, hüzün yağmurlarıyla yıkanan gönlünü, en süzülmüş halleriyle, yıldız yıldız, nakış nakış, buram buram, serin serin… akıtıyor içimize… Hüzün yağmurunda hasretin acıları da vardır… Sevginin ve umudun müjdesi de…

 

Şairimizin serbest vezinle yazdığı ender şiirlerinin birinde de;

“Ömür sayılı gün biliyorsun;

Bir sabah, bensiz bir dünyaya uyanacaksın

Apansız!

Yokluğum saplanacak yüreğine kör kurşun gibi.

Cam kesiği bir sızı çökecek can evine.

Kanadı kırık; bir kuş gibi hissedeceksin kendini,

Çar, naçar.

Yağmurlara gebe bulutlar dolaşacak,

Bakmaya doyamadığım o güzel gözlerinde,

İçindeki yangının hararetiyle.

Gözyaşların yıkacak bendini,

Akacak kirpiklerinin arasından yanaklarına,

İradene inat.” diyerek her mısrada; içindeki yangının hararetini bize hissettiriyor. Serbest vezinde de ne kadar iddialı olduğunu gösteriyor.

 

 “Sevgi dilendim senden, diz çökerek önünde,

Merhametin buz tutmuş ağustos ortasında.

Yüzüme gülse idin senenin bir gününde,

Gökkuşağım olsaydın yağmurun ertesinde” diyen Şairimiz İsmail Gül’e, Gönüllerimizin mimari Mevlâna, şu dizelerle cevap veriyor;

“Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar.

Ama unutma ki, rengârenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar.”

 

Hayat iyilerle kötülerin birbirinden ayrılarak, Yaradana kimin güzel kul olacağının belirlendiği bir sınavdır. Bu sınav türlü zorluklar içinde gerçekleşir.

Kışın kar altında kardelen çiçeğinin başını semaya dönmesi gibi, insanoğlu da zorluk ve musibetler karşısında Allah’a ruh ve kalbi ile dönmesini bilmelidir. Çıkmazlara girdiğimizde, sorunların altında ezildiğimiz de bilmeliyiz ki, bizi gören, gözeten, bizi bilen ve her zaman bize yardım eden yüce Yaradanımız var. Bunun idrakinde olan şairimiz tasavvuf ağırlıklı şiirlerinde bunu sık sık vurguluyor, tıpkı;

“Allah kuluna yeter, bildim ve bileceğim.

 Ben yine ekmeğimi aç ile böleceğim.

İçim kan ağlasa da, oynayıp güleceğim,

Çektiğimi el âlem bilsin istemiyorum.” ve

“Ey benim Yüce Allah’ım,

Kerem eyle bitsin ahım,

Bir tek sana eyvallahım,

Kulun bundan haberi yok.” dizelerinde olduğu gibi…

Şairimizin bu kadar sıkıntının ardından, tıpkı yağmurdan sonra çıkan gökkuşağı gibi, her türlü sıkıntıdan kurtulacağına, Yağmur Yüklü Yüreğim kitabıyla da çok ses getireceğine ve Türk edebiyatında hak ettiği yeri alacağına inanıyorum.

 

“Yağmur Yüklü Yüreğim” muhteşem bir devam kitabı. Büyüleyici, çetin ve esrarlı bir işaretler girdabı. Sanki bitmeyen bir enerji. Bu büyük bir başarı… İsmail Gül şiir sanatına bambaşka bir soluk getirdi… Hiç duraksamadan en beğendiğim yirmi şiir kitabı arasına alırım. Kendisini tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.

 

 


You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...