Son Dakika
20 Mayıs 2019 Pazartesi
14 Ekim 2016 Cuma, 00:32
Mesut Acet
Mesut Acet mesutacet@gmail.com Tüm Yazılar

MUTLU OLMANIN SIRRI

“Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimizden (sav) öğren de Allah sana ne verirse ona razı ol. Başına gelen derde belaya razı olur da ses çıkarmazsan o anda hemen sana cennet kapısı açılır. Eğer gam elçisi sana gelirse tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla. Zaten o sana yabancı değildir, onunla aşinalığın vardır. Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de. Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın.” Mevlâna (Divan-ı Kebir, Cilt- VI, 2675)

Mutluluğun Formülü 40 Ayette Saklı

İrfan Gürkan Çelebi’nin “40 Ayet Tefekkürü” Vahiyden Kalbe kitabında; insanlara, bir türlü başaramadıkları ‘mutlu hayatın’ surelerini veriyor. İyi insan olmanın sırlarını, mutluluğun sırlarını, karşılıklı ilişkilerin sınırlarını göstererek, bunalımdan bir türlü kurtulamayan insana, içinde kaybolduğu dehlizlerden kurtulmasına yarayacak şifreler sunuyor. Kuran-ı Kerim‘de, insanın ruhunu dinginleştirecek ve toplumun huzur içerisinde bir arada olabilmesini sağlayacak, çözümsüz zannettiğimiz sorunların ortadan kalmasına yarayacak, emsalsiz formüller var. Vahiyden Kalbe, Yüce Yaratıcımızın bize bildirdiklerinden yola çıkarak, insanın nasıl mutlu olabileceğinin şifrelerini sunuyor. Sorunlar ve buhranlar içerisinde bunalan çağımızın insanları için, huzur kapılarının nasıl ardına kadar açılabileceğinin formüllerini ortaya koyuyor.

  1. Kibirli olma, alçakgönüllü davran. (İsra / 37)
  2. Kendini fazla abartma. (Müddesir / 1-5)
  3. Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma. (Tekvir / 25-27)
  4. Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: ‘Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.’ derler. (Bakara / 156)
  5. Her şeye hâkim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hâle çevirme. (Beled / 5-6)
  6. Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma. (Hucurat / 10)
  7. İyiliği karşılık beklemeden yap. (Muhammed / 7)
  8. Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster. (Rum / 21)
  9. Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş. (Vakıa / 83-87)
  10. Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme. (Bakara / 263)
  11. Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle. (Furkan / 63)
  12. Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle. (İnşirah / 1-3)
  13. Bu nedenle, şu namaz kılanların vay haline! Onlar namazlarında gafildirler. (Maun /4-5)
  14. Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma. (Mücadele / 7)
  15. Çıkarcı olma. Adil davran. (Rahman / 7-9)
  16. Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme. (Tekasür / 1-2)
  17. En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma. (Tevbe / 40)
  18. Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla. (Fatır / 19-22)
  19. En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var. (Fecr / 27-28)
  20. Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme. (Hakka/ 33-35)
  21. Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol. (Haşr / 10)
  22. Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan. (Kalem / 1-2)
  23. Bencil olma, tebrik etmeyi bil. (Münafıkun / 4)
  24. Yalandan uzak dur. (Saff / 2)
  25. Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme. (Yusuf / 32-33)
  26. İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma. (Ankebut / 41)
  27. İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma. (Al-İmran / 92)
  28. Önyargılarla hayatı kendine zehir etme. (En’am / 50)
  29. Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın. (En’am / 60)
  30. Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç. (Felak / 1-5)
  31. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur. (Hacc / 46)
  32. Merhametli olmaktan asla vazgeçme. (İbrahim / 42)
  33. Anne ve babana ‘üf’ bile deme. (İsra / 23)
  34. Kendini sürekli övmekten uzak dur. (Nisa / 149)
  35. Vazgeçilmez olmadığını Kabul et. (Yunus / 12)
  36. Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma. (Enfal / 56)
  37. Heveslerini kendine ilah edinme. (Furkan / 43)
  38. İnanma duygunu diri tut. (Necm / 3)
  39. Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme. (Nisa / 58)
  40. Âlemleri ve seni yaradan Rabbine daima teşekkür ve hamd duygularıyla dolu ol. (Fatiha/ 2)

Gerçek Mutluluk

Mutluluğun özü, kendimizi tanımakta yatar. Mutluluk dışarıda değil, kendi iç dünyamızdadır. Mutluluğu yakalayabilmek için eskilerin ‘gönül gözü’ dediği gibi farklı bir gözle bakabilmek, görülmeyeni görebilmek gerekir.

  1. İşini severek yapan
  2. Karşılık beklemeden verebilen
  3. Üretken ve yaratıcı olan
  4. Olabileceğinin en iyisi için gayret gösteren
  5. Kendine, başkalarına ve hayata saygı duyan
  6. Etkin ve geliştirici ilişki ve iletişime sahip
  7. Sağlığına gereken önemi veren
  8. Yeteneklerini kullanabilen herkes gerçek mutluluğu yakalayabilir.

Gerçek mutluluğu yakalamanın en önemli basamaklarından biri gönülden verebilmektir. Vermeden almayı, önce alıp sonra vermeyi düşünenler mutsuzluğu aşamazlar. Burada vermek, maddi şeyleri vermek değildir. Gerçek vermek, özünden verebilmek yani kendinden fedakârlık edebilmektir. Tatlı bir söz, küçük bir ilgi ve sevgi gösterisi en değerli armağandan daha kıymetlidir. Nasıl tek bir tohum tanesinden, binlerce ürün alabiliyorsak, verdiğiniz her türlü güzel duygu, güzel söz, olumlu düşünce de, size mutluluk olarak geri dönecektir.

Hep veriyorum, hiç alamıyorum diye şikâyet etmeyin. İyi insan desinler, karşılığını alayım diye samimiyetsiz vermeyin. Yaptığınız bir şeyin, bir başkasının içini aydınlattığını, yaşamını kolaylaştırdığını bilmek kadar huzur ve doyum verici bir şey olamaz. Gerçek mutluluk işte budur.

Sosyal Medyada sıralanan; Mutluluğun Kapısını Aralayan Yedi Kuralı keşke hayatımızda tam anlamıyla uygulayabilsek. İşte O zaman mutluluğu yakalarız.

Hatasını Kabul Etmeyeni AFFETME

Lafını dinlemeyene Başka SÖZ ETME

Yüzüne Gülüp Arkandan Konuşanla MUHABBET ETME

Kendinden Başka Bir Şey Düşünmeyene GÜVENME

Her Şeye Kulp Bulanı Memnun Etmeye ÇALIŞMA

Kendinden ödün verip, Başkasını VEZİR ETME

Elinden Tutan İnsanı Ahirette bile BIRAKMA.

 

Mevlâna’da Mutluluk

Mevlâna’ya göre insanın mutluluğu, gösterişten uzak, sade bir hayat yaşamak ve diğer insanlara dost olmakla mümkündür.

Mevlâna, dostlarına dönerek:

‘Şöhretimizin arttığı ve insanların bizim ziyaretimize geldiği günden beri dünya afetinden rahat edemiyorum. Nitekim Mustafa Hazretleri ne güzel buyurmuştur: Şöhret afettir, rahat şöhretsizliktedir.’ (Şemseddin Ahmed-i Eflaki, Menâkıbül-arifin, Cilt-I, 415-416)  dedi.

‘Cennette olmak istersen, herkese dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma.’ (Şemseddin Ahmed-i Eflaki, Menâkıbül-arifin, Cilt-II, 392)

Sonra şu rubaiyi okudu:

‘Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma

Merhem ve mum gibi ol, iğne gibi olma

Eğer hiçbir kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen

Fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma.’ (Şemseddin Ahmed-i Eflaki, Menâkıbül-arifin, Cilt-II, 393)

Mevlâna cenneti sadece öteki dünyada aramaz ve bu dünyada da cenneti yaşamanın yolunu şu şekilde açıklar:

‘Çünkü bir adamı dostlukla anarsan daima sevinç içinde olursun. İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir. Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan daima üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da Cehennemin ta kendisidir.’ (Şemseddin Ahmed-i Eflaki, Menâkıbül-arifin, Cilt-II, 393)

Şimdi de Mevlâna’ya atfedilen sözlere kulak verelim:

‘Ömründen nasibin, kendini Sevgiliden mesut bulduğun andan ibarettir.’

‘Mutluluğu sende bulan senindir; ötesi misafir.’

‘Üzülme.

Kızma hiç kimseye yaptıklarından dolayı aksine teşekkür et.

İhanet edenlere sadakati öğrettikleri için.

Minnet duy yalancılara.

Doğrunun farkına varmanı sağladıkları için.

Mutsuz edenlere dua et.

Mutluluğu daha derin hissettirdikleri için.

Herkesi sev yaşamına bir anlam kattığı için.

Hayat bu yüzden daha güzel.

Siyahlar beyazı fark ettirdiği için.’

Cemâlnur Sargut (d. 1952; İstanbul, Türk yazar, Türk Kadınlar Kültür Derneği’nin İstanbul şubesi başkanı. Tasavvufun insanlığın ortak dili olabileceği inancında olup bu konuda uluslararası sempozyumlar düzenlemektedir.) Nefes Yayınlarından yayınlanan Hz.Ya’kub / Fususu’l Hikem 8- adlı eserinde; “Dünyaya dair her rütbe ve her ilim geçici ve dünyada kalıcıdır. Ezelî ilim ise Allah’ın kullarında kendi kabiliyetlerine göre tecellî etmesidir. Burada kullanılan tecellî kelimesine dikkat etmek gerekir. Bu kelime, bir aynada bir vasfın ortaya çıkması gibidir. Hulûl değildir, yani Allah kulun içine girmez. Kulda gözüken mucizeler Allah’a ait olup kulun kendinden zuhura gelmez. Allah kulu ile aracıyla konuşmaz. Sadece bu hakîkati öğretmek için görevlendirilen bazı kişiler vardır. Ne yazık ki halk onları görür. Halbuki yapan, yaptıran Allah’tır. Kul, kendisindeki Allah’a ait hakîkati kimin vâsıtasıyla görmüşse onu Allah zannetmeye başlar. Ondan görünen her mucizenin, o kişinin kendisine ait olduğunu sanır. Bu durumda Allah’a değil, aradaki kişiye tapmaya başlar. Bu da şirke sebebiyet verir.” Diyerek son derece önemli bir konuya temas etmektedir.

A’mâk-ı Hayal, 1865 yılında Bulgaristan’ın Filibe şehrinde dünyaya gelen Filibeli Ahmet Hilmi (1865-1913) nin eseridir. “Bu kitabı, hakikat aşkıyla yanan, akılla kavranamayacak konuları merak eden insanların zevkle okuyacağı kanaatindeyim.” Der Filibeli Ahmet Hilmi. Ahmed Hilmi Bey’in bütün bir kitapta vermeye çalıştığı ders şu metinde gizli:

“Ey avare yolcu!

Yürü!

Durma, yürü!

Bu geçici âlemin zevkleri seni Allah’a kavuşmaktan alıkoymasın.

Bu eşsiz manzaraların, bu güzelliklerin hepsi yalnızca bir rüya ve hayaldir.

Ey zavallı ziyaretçi!

Yürü!

Durma, yürü!

Yürü, kendi aslına kavuş.

Kemalin dereceleri bunlardır.

Geçici süs ve gösterişi terk edip, yürü ki Allah’a kavuşma kadehinden içesin.

Yürü ki, yokluk meydanında Allah’ın kudretini ve sırrını göresin.”

 Cemâlnur Sargut,  A’mâk-ı Hayal isimli kitabı referans gösterilerek, peygamberlere “Mutluluk nedir?” diye sorarlar. Yalnız bizim Peygamberimiz, “Mutluluk, hâlinden memnun olmaktır.” der.

Mevlâna’nın sözleriyle son noktayı koyalım;

‘Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz’den öğren de, Allah sana ne verirse ona razı ol. Başına gelen derde, balaya razı olur da, ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır. Eğer gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla. Zaten o sana yabancı değildir, onunla aşinalığın vardır. Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de. Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın.’ Mevlâna (Divan-ı Kebir, Cilt- VI, 2675)

 

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...