Son Dakika
19 Kasım 2019 Salı
23 Eylül 2016 Cuma, 01:12
Mesut Acet
Mesut Acet mesutacet@gmail.com Tüm Yazılar

Hayat Aceleye Gelmez

HAYAT ACELEYE GELMEZ

‘Yarın yaparım deme. Nice yarınlar geçti.

Ekin zamanı tamamıyla geçmesin, agâh ol!’ Mevlâna (Mesnevi, Cilt-II, 1269)

Diken Hikâyesi

Mevlâna Mesnevi’de ertelemenin insanın başına daha büyük sorunlar açacağını şu hikâye ile anlatır:

‘Adamın biri yol kenarına diken ekmiş. Önceleri zararsız gibi görünen bu dikenler, zamanla gelip geçenleri rahatsız etmeye başlayınca, şikâyetler çoğalmış. Fakat adam bu şikâyetleri duymazlıktan gelmiş. Derken, Allah u Teâlâ’nın bir veli kulu gelip adama dikenleri sökmesini söylemiş.

Adam da: “Bir hayli gün var babacığım. Bugün olmazsa yarın; bir gün mutlaka o dikenleri sökeceğim” demiş. Bunun üzerine Allah dostu, adama şöyle demiş:

 ‘Hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun. Fakat bil ki günler geçtikçe o dikenler büyüyüp güçleniyor, sense güç kaybediyorsun. Dikenler gençleşiyor, sense giderek ihtiyarlıyorsun.

Dünya yolculuğu secdesiz sağlıklı bir şekilde yürünemez.

Bizi yolda tutan, yürüdüğümüz yolu aydınlık kılan secdemizdir.

Yolumuzdaki dikenleri temizleyen secdemiz, şükrümüz ve tespihimizdir. Secde şükürdür.

Secde “Nemrut’un ateşinde” ateşle aynı dili konuşmaktır.

Musa’ya bağrını yol eyleyen denizin ortasında onunla aynı yola baş koymaktır.’ (Mesnevi, Cilt-II, 1225, 1249)

Tuzağa Düşen Kuşun Hikâyesi

‘Tutulan kuşun, geçmiş zamana pişman olma, içinde bulunduğun vaktin kıymetini bil, bundan istifadeye çalış, pişmanlıkla vakit geçirme diye nasihati:

Birisi hileyle tuzağına bir kuş düşürdü. Kuş, ona dedi ki: Ey ulu hoca. Sen birçok öküzler, koyunlar yedin, birçok develer kurban ettin. Dünyada onlarla bile doymadın, benimle de doymazsın sen! Beni bırak da sana üç öğüt vereyim, bak bakalım aptal mıyım, akıllı mıyım? Birinci öğüdü elimdeyken vereyim, ikincisini samanla karışık balçıktan yapılma damının üstünde. Üçüncüsünü de ağacın üstünde veririm, bu üç öğütle bahtın iyileşir. Elindeyken vereceğim öğüt şu: Olmayacak söze kim söylerse söylesin inanma. Bu ulu öğüdü elindeyken verip azat oldu, duvarın üstüne konup dedi ki: Geçmiş gitmiş şeye gam yeme, fırsatını kaybettin mi üzülme artık! Sonra “Şu küçücük bedenimde on dirhem ağırlığında paha biçilmez bir inci var. Seni de oğullarını da devlete eriştirdi, o inci senin hakkındı. Fakat kısmetin değilmiş, kaçırdın, öyle bir inci dünyada bulunmaz” dedi. Adam gebe kadın doğururken nasıl feryat ederse öyle bağırmaya başladı. Kuş dedi ki: Sana geçmiş şeye gam etme diye nasihat etmedim mi mademki geçip gitti, neden gam yersin? Ya öğüdümü anlamadın? Yahut da sağırsın sen. Sonra bir de sana sapıklığa düşme olmayacak söze sakın inanma demedim mi? Bu ikinci öğüdüm değil miydi? Ben, kendim üç dirhem gelmem aslanım, içinde on dirhemlik inci nasıl bulunur? Adam, bu söz üzerine kendine geldi, hadi dedi… O üçüncü güzel öğüdü de ver bakalım! Kuş dedi ki: Evet. Allah için o ikisini iyi tuttun da üçüncüsünü sana bedava söyleyeceğim ha! Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır. Aptallık ve bilgisizlik yırtığı yama kabul etmez. Ey öğütçü, ona hikmet tohumunu ek.’ (Mesnevi, Cilt-IV, 2245–2265)

Hayat Aceleye Gelmez

‘İster yavaş gitsin, ister acele koşsun, arayan elbette aradığını bulur.’ Mevlâna (Mesnevi, Cilt-III, 978)

Mesnevi de ne güzel anlatıyor Mevlâna ve özet olarak “Hayat aceleye gelmez” diyor.

Sosyal Medya’da Mesnevi’den hikâyeler diye anlatılan, Mevlâna’ya atfedilen bu konuyla ilgili güzel bir hikâyeye kulak verelim şimdi de:

Hayat Aceleye Gelmez

“Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış. Bu adam çalışmak amacıyla çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş.

Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş. Yolda yürürken köşe başında birisi ‘Bir nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe’ diye bağırıyormuş.

Adam düşünmüş: ‘Nasıl olur, bir nasihati bin akçeye satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim.’ Bu işe pek aklı ermemiş ama merak işte. Duramamış ve adama bin akçe vererek o nasihati satın almış.

Nasihat şöyleymiş: ‘KADERDE NE VARSA O ÇIKAR. ’Ve yoluna devam etmiş…

İlerde yine köşe başında başka bir adam bağırıyormuş ‘bir nasihat bin akçe’ diye. Adam yine dayanamamış bin akçe de o adama vermiş ve ikinci nasihatı da satın almış.

İkinci nasihat da şöyleymiş: ‘GÖNÜL KİMİ SEVERSE GÜZEL ODUR’

Son kalan bin akçesi ile yoluna devam etmiş. Tam şehrin çıkışında yine köşe başında bir adam bir nasihati bin akçeye satıyormuş. Adam bir parasına bakmış, bir de nasihatı satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihatı satın almış.

Son nasihat ise şöyleymiş: ‘HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ.’

Parasız yoluna devam etmiş. Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karşılaşmış. Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler olduğunu sormuş. Oradan birisi açıklamış, demiş ki: ‘Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama kuyunun içinde de canavar var. Canavar suyu tutmuş, göndermiyor. Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı. Şimdi herkes korkuyor aşağı inmeye.’

Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş. ‘Kaderde ne varsa o çıkar.’  Aşağı inmeye karar vermiş.

 

İnince canavar hemen yakalamış ve yerine götürmüş. Demiş ki: ‘Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eğer sen bilirsen seni serbest bırakırım. Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa koymuş ve söyle bakalım hangisi güzel?’ demiş.

Adam düşünürken aklına ikinci aldığı nasihat gelmiş ve ‘gönül kimi severse güzel odur’ demiş.

Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar, kurbağanın gözlerine aşıkmış. Adamı salmış ve suyu bırakmış. Almışlar krala götürmüşler ve ağırlığınca altın vermişler.

Adam yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış.

Evinin camından içeri bakmış. Bir de ne görsün; karısı genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş : ‘Hiç bir iş aceleye gelmez.’

Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş. Hoş beşten sonra karısına o genci sormuş. Kadın da: ‘Bey, sen gittiğinde ben hamileydim ve bir oğlumuz oldu. Bu genç senin oğlun’ demiş.”

Bu hikâyeden de öğreneceğimiz gibi anlamadan, tartmadan acele kararlar vermeyelim. Kendimizi hayatın bu dayanılmaz akışına kaptırmak yerine, dizginleri elimize alalım, dinleyerek, anlayarak, hiçbir şeyin göründüğü gibi olamayacağını bilerek görünenin ötesini ve hayatı aceleye getirmeden yaşayalım.

‘Acele şeytan hilesidir, sabır ve tedbir Allah lütfu.’ Mevlâna (Mesnevi, Cilt-III, 3497)

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...