Son Dakika
29 Mayıs 2022 Pazar
14 Mart 2022 Pazartesi, 21:11
Mesut Acet
Mesut Acet mesutacet@gmail.com Tüm Yazılar

DARBELERİN SAVURDUĞU HAYATLARA DOKUNAN ADAM GALİP ERDEM

DARBELERİN SAVURDUĞU

HAYATLARA DOKUNAN ADAM

GALİP ERDEM

İnsan hayatının belli kilometre taşları vardır. Okula başlama,  mezuniyet,  işe girme, evlenme, çocuk sahibi olma gibi… Ben de Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinde 1975 yılında liseyi bitirdim.  Üniversite sınavında Türkiye 482ncisi olup ilk 500’e girmeme rağmen, ailemin seni üniversitede okutamayız demesiyle, aynı yıl kazandığım Kara Harp Okuluna girip subay oldum. Bu hayatımın en önemli bir dönüm noktasıdır. 1979 yılında okulumu başarıyla bitirip subay oldum. 

Dış güçlerin emriyle yapılan 12 Eylül 1980 darbesiyle, Türkçü subayların 1984 teki tasfiye sürecinde, üsteğmen rütbesinde iken, Türkçü ‘lük suçlamasıyla, Ordu Dil ve İstihbarat okulunda tutuklanan subaylardan birisi idim.  52 günlük tutukluluk süreci sonunda hiç bir mahkeme kararı olmaksızın Yüksek Askeri Şura kararıyla hukuksuz bir şekilde re ‘sen emekli edildim.  Bundan sonra benim için sıkıntılı bir süreç başlamıştı. Henüz yeni evlenmiştim ve işsiz kalmıştım.

12 Eylül Darbesi sırasında dönemin CIA Türkiye masası istasyon şefi Paul Hanze’ nin ifade ettiği gibi “our boys have done it” (bizim çocuklar işi bitirdi) dediği gibi birilerinin çocukları bu vatanın öz evlatlarına kıydılar. 

Ordudan ayrılınca doğduğum şehir olan Eskişehir’e geldim. Burada Kitabevi ve Matbaası bulunan,  Rahmetli Erhan Arbatlı Abi beni yanına aldı, matbaa da basılacak evrakların tashihini yapıyor, kitabevinde kitap ve kırtasiye satarak faal olarak çalışmaya başladım.

Bu süreçte Rahmetli Galip Erdem Abi sık sık Eskişehir’e geliyor, Eskişehir Eğitim Enstitüsü’nün efsane öğretmenlerinden olan işadamı Sedat Yurtseven hocayı ziyaret ediyor, Eskişehir’de cezaevinde yatan Ülkücülere yardımı organize ediyordu. Bir gün benim çalıştığım matbaayı öğrenmiş çıktı geldi yanıma bir ihtiyacımın olup olmadığını sordu. O dönemde aranıp hal hatır sorulması beni o kadar mutlu etti ki anlatamam. Çalıştığım 10 ay süresince Galip Abi her geldiğinde cezaevindeki arkadaşları ziyaret ettikten sonra her defasında beni de ziyaret etti.

Bir gün çalıştığım matbaayı Rahmetli Sadi Somuncuoğlu Abi aradı. Önce Erhan Arbatlı Abi ile konuştu ve beni telefona istedi. Beni Ankara’ya çağırdı. O an dünyalar benim oldu. Sahipsiz olmadığımı anladım. Sadi Abiye ismimi veren Galip Abi idi.

Sözleştiğimiz tarihte Sadi Abi ile Ankara’da buluştuk. Sadi Abi beni Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Altınsoy’un yanına götürdü. Orada CV doldurup verdim. Ardından TRT Genel Müdürü Tunca Toskay’ın yanına götürdü. Oraya da CV bıraktım. En son Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Hüsnü Poyraz’ın yanına gittik,  oraya da CV bırakıp Eskişehir’e döndüm. 

Kısa sürede Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürlüğünden haber geldi orada işe başladım. İşyerimin yakınında, Bahçelievler 7nci caddede öğrenci arkadaşlarımız bize kapısını açtı, bir süre onların yanında kaldım. Arkadaşlarım da mezuniyetten sonra TRT de yapımcılık yapan Aslan Küçükyıldız ve Raşit Demirtaş idi. Üst kat komşumuz da Galip Erdem Abi idi.  Beni zor günümde yalnız bırakmayan, ekmek kapısının açılmasına vesile olan Galip Abiye minnet borçluyum.

Galip Abinin evinin anahtarının birisi bizim evde kalırdı. Zaman zaman evine gider temizlik yapardık. En sık ta ANDA Dağıtım evinde çalışan,  Rahmetli Ayvaz Gökdemir ağabey ile Yeni Türk Ansiklopedisi çalışmalarında bulunan, ömrünü Türk Milliyetçiliğine hizmete adamış,  Türk Ocakları Genel Merkezince de Özel ödüle lâyık görülen Kahramanmaraşlı Ahmet Doğan Abi gelir ve Rahmetli Galip abinin bütün işlerini görürdü.  Ahmet Doğan Abi herkese yaptığı gibi bize de rehberlik yaptı,  abilik yaptı.

Her akşam mesai bitiminde Galip Abi, Ahmet Doğan Abi, ben ve ev arkadaşlarım, Kızılay’da Adem Yavuz sokaktaki,  Ülkücü Kuruluşlar Büyük Davasına bakan Şerafettin Yılmaz’ın avukatlık bürosuna gidip, dosyaları Galip Abinin direktifleri doğrultusunda tasnif ediyorduk. O büroda çalışırken öğrendim ki Galip Abi,  Başbakanlıkta danışman olarak görev yaparken istifa edip,  cübbesini giyip avukat olarak bu davalara dahil olduğunu, sadece Ülkücü kuruluşlar davasında cübbe giydiğini dava bittikten sonra da bir daha Avukatlık cübbesini giymediğini öğrendim.

Şerafettin Yılmaz Abi,  Galip abi için şunları anlatıyor: “Galip Abi davanın içinde kendine iki fonksiyon biçmişti. Bir ve en önemli fonksiyonu, cezaevlerinde, anneleri, babaları da çoğunlukla yoksul olan,  imkânları kısıtlı olan, üç kuruş harçlıktan dahi mahrum olan, cezaevlerinde yatan yüzlerce gencin oradaki maişetlerine katkıda bulunmak. O Galip Abinin kendine biçtiği birinci görevdi.  Galip Abinin kendine biçtiği diğer görev; eşleri, evlatları, insanlıkları veya kardeşleri tutuklu olan kimselerin yakınlarıyla ilgilenmek.”

İşte Galip Abi hiç bir makam ve mevki istemeden bir nefer gibi hizmet eden büyük dava adamıdır. Rahmetli Sadi Somuncuoğlu Abinin anlattığı gibi:” O tam bir dava adamıydı. Dünya nimetleri denilen şeylerle alakası yoktu.” Kendisine verilen emeklilik parasını dahi, 12 Eylül ‘de hapse atılan Ülkücü gençlere dağıtan adamdır o.

“Biz yeryüzündeki bütün Türklerin tek bir millet olduklarına inanıyoruz. Canımız öyle istediği için değil, millet adını verdiğimiz içtimaî birliklerin yapısı öyle emrettiği için.” Diyen Galip Abi, ömrünü Türklük davasına adamıştır.

“Türk milletini sevmekte birleşenler; birbirlerini sevmekte birleşmeye de mecburlardır. Aksi takdirde millet sevgileri, kimsenin inanmayacağı boş bir laftan ibaret kalır.” Diyerek te birlik ve sevgi mesajlarını güçlü ifadelerle zihinlere kazımıştır. “Biz, Türk milletini gerçekten sevenlerin, birbirlerini de sevmeye mecbur olduklarını anlatmaya çalışıyoruz. Hepsi bundan ibarettir.” Diyerek te son noktayı koymuştur.

Vatan sevgisinin imandan olduğunu Peygamber Efendimizin hadisi ile vurgulamıştır. Milletimizin vatan sevgisi öylesine büyüktür ki, yabancıları bile hayranlığa düşürür. Edebiyatımız, âdeta vatan kokar. Hele Namık Kemal’le başlayan vatancılığın hızı, günümüze kadar kesilmemiştir. Vatan sevgisi üstüne yazılan şiirleri toplamak isterseniz, öylesine çoktur ki, gücünüz yetmez. Kısacası, vatan edebiyatımız zengindir. Uzun söze ne hacet, Hadis buyruğu yetmez mi? «Vatan sevgisi imandandır»

“Yüreğinizdeki millet sevgisini, imkân buldukça, önünüze dikilenlere de açınız! Türk ordusunu, kuvvetinden çekindiğiniz için değil, milliyetçilik öyle emrettiği için seviniz. Onlar da sizi sevmeğe başlayacak ve millî hâkimiyeti temsil hakkında doğan gücünüze, şaşmaz bir sevgi göstermeyi öğreneceklerdir.” Diyerek te yüreğinde millet sevgisi olanların milliyetçilik emrettiği için Türk Ordusunu sevmelerini öğütlemektedir.

Bir başka yazısında da; “Türkçülük ülküsü, tebaa ve din birliğinin yalnız başına artık önem taşımadığını, millet birliğinin diğer bütün değerlerin üstüne çıkarıldığını görmekten, yaşamaktan ve denemekten doğmuştur.” Diyerek te Türkçülük ülküsünde millet birliğinin diğer bütün değerlerin önünde olduğunu özellikle vurgulamıştır.

“Türklüğe kötülük edenlerle elbette dövüşülecektir. Ama neyin, hangi fikrin ve nasıl bir davranışın kötülük olduğunu, hiç kimse keyfine göre tespit edemez. Türklüğe kötülüğün gerçek ölçüsü, – çağımız şartlarının Türk gözüyle incelenmesinden, – üç bin yıllık tarihimizin emrettiği icaplardan, – dünyadaki yerimizin manasını bilmekten geçer.” Diyerek Türklüğe kötülük edenlerle mücadele etmenin metodunu ise çağımızın şartlarını Türk gözüyle inceleyip, üç bin yıllık tarihimizi ve dünyadaki yerimizi hatırlatmaktadır bizlere.

“Türk Milliyetçiliği, ırkçılık temeline dayanan bir dünya görüşü değildir. Başlıca; dil tarih ve kültür anlayışına bağlıdır. Yalnız böyle bir hükümden, milletimizin meydana geliş çağındaki ırki mayamızı ve hele, soy birliğini küçümsediğimiz bir manâ asla çıkartılmamalıdır…” Diyerek te dil, tarih ve kültür anlayışına bağlı birlikteliğin önemini belirterek soy birliğinin küçümsenmesi anlamını çıkarmayın diyerek uyarısını da yapmıştır.

Galip Erdem Abi,  ümitsizlik içindeki insanlara; “İnanan insanlar güçlüdür, güçlü insanlar sabırlıdır. Fırtınalar dinecek, bulutlar dağılacak, güneş yeniden doğacak, eski günler yeniden gelecek.” Diyerek te inanan insanların ümidini yitirmemelerini öğütlemektedir.

Benim için de Galip Erdem Abinin dediği gibi fırtınalar dindi, bulutlar dağıldı ve güneş yeniden doğarak, eski günler yeniden geldi. 2011 yılında çıkarılan yasayla “Hakkında mahkeme kararı olmaksızın Yüksek Askeri Şura kararıyla görevine son verilenler, devre arkadaşları hangi rütbede ise o rütbesinin özlük hakları ile göreve iade edildiler.”  Ben de bundan yararlanarak general özlük hakları ile emekli oldum. YÖK kararıyla da Harp Okulu Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü denkliğinden de yararlanarak Mühendislik diplomamı da aldım.

Bu hatıralarımı, 28 Şubat post modern darbesiyle hayatı savrulan, Türk Dünyasından 33 ülkenin akademisyenlerini bir grupta toplayıp bilimsel makalelerini paylaştıkları sosyal medya grubunun yöneticisi, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Söke İşletme Fakültesi Dekanı, Kıymetli hocam Prof. Dr. Turan Akkoyun’un teşviki ile kaleme aldım. Merhum Alparslan Türkeş’in de ifade ettiği gibi “En kötü demokrasi en iyi ihtilalden daha iyidir.”  Asla millet iradesine karşı darbeler olmasın, darbelerin mağdur ettiği insanların hayatları savrulmasın.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...