Son Dakika
24 Haziran 2019 Pazartesi
09 Eylül 2016 Cuma, 01:26
Mesut Acet
Mesut Acet mesutacet@gmail.com Tüm Yazılar

Allah’a Şükür Borçluyuz

allaha-sukur-borcluyuz

İnsan hayatında ki iki eylem arasında geçen ömür dediğimiz şey; nefes, bir alıp bir verirken yaptığımız iki şükür.

İnsanların her nefeste iki kere şükretmesi lazım…

Biri nefes aldığı diğeri verdiği için…

İnsan hayatı dediğimiz şey, iki şükür arasında fark etmeden geçen bir ömürdür.

‘Nimetleriniz çoğalıp durmakta, fakat şükür nerede?

Şükrü merkebi yatıp uyusa bile siz onu uyandırın, kaldırın!

Nimet verene şükretmek aklen de lâzım.

Şükretmeyen, kendisine ebedî hışım kapısını açar.

Kendinize gelin de şu kereme bakın!

Bir şükre bedel bu kadar nimeti kim verir?’ (Mesnevi, III-Cilt, 2670) demiyor mu Mevlâna ve ilave ediyor:

 ‘Nimete şükretmek, nimetten daha hoştur.

Şükreden kişi, hiç şükretmeyi bırakır da nimet sevdasına düşer mi?

Şükür, nimetin canıdır, nimetse deriye benzer.

Çünkü seni sevgiliye kadar ulaştıran şükürdür.

Nimet, insana gaflet verir, şükürse uyandırır.

Padişahın şükür tuzağıyla nimet avlamaya gör!

Şükür nimeti, gözünü doyurur, seni bey yapar.

Bu suretle de yoksullara yüzlerce nimet bağışlarsın.

Tanrı yemeğinden ye, doy da

Senden oburluk, tamah ve şuna buna ihtiyacını arz etme illeti geçsin.’ (Mesnevi, III-Cilt, 2895)

 

Şükretmek

‘Hayatta ki en önemli şey Allah’ın gücü!

En güçlü iletişim kanalı dua!

En değerli servet iman!

Hayatta ki en etkili güç sevgi!

En büyük mutluluk özveri!

Onsuz olunması en kötü şey ümit!

En yıkıcı alışkanlık kaygı!

Dünya üzerinde ki en inanılmaz bilgisayar beyin!

En büyük kayıp öz saygıyı yitirmek!

En büyük doğal enerji kaynağı gençlik!

En çirkin kişilik özelliği bencillik!

Üstesinden gelinmesi gereken en büyük sorun korku!

En güzel kıyafet gülümseyiş!

Başarıyı engelleyen en güçlü düşman mazeret!

Toplumda istenmeyen en tehlikeli kişi dedikoducu!

En güç dolu sözcük yapabilirim!

En değersiz duygu kendine acımak!

En çok güç veren aşı teşvik etmek!

En etkili uyku ilacı zihin huzuru!

En takdir edilecek iyelik güvenilirlik!

En memnun verici iş başkalarına yardım etmek!

Ve en iyi yaklaşım şükretmektir!

Şükretmek

Hayatın iyi tarafını ortaya çıkarır.

Sahip olduklarımızın aslında yeterli,

Hatta fazla bile olduğunu hissettirir,

Reddi kabule, düzensizliği düzene, karmaşıklığı netliğe çevirir.

Bir öğün yemeği ziyafete, bir evi bir yuvaya çevirir.

Şükretmek geçmişimizi anlamlı kılar, bu güne huzur ve yarınlara bir ışık getirir…’

Mevla’mız Kuran-ı Kerim’de ‘ And olsun şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.’ (İbrahim 14/7)

Mevlâna’da eserlerinde Kuran ayetlerini sık kullanmaktadır:

‘Şükür, nimeti arttırır.’ (Mektuplar, 204) diyor bir başka deyişinde ve ilave ediyor:

‘Hakk’a şükretmek herkese vaciptir. Ekşi yüzlü itirazcı mahrum ve meyus olur.’ (Mesnevi, Cilt-I, 1587)

‘Şükür etmedikten sonra dünyaları yesen ne fayda!

Şükürle başladıktan sonra bir kuru ekmek değmez mi dünyalara’ diyor Mevlâna’nın yol arkadaşı Şems.

Mevlâna daha da ileri gitmekte sabrın kişi için bir huzura kavuşma, ibadet, Tanrı’yı düşünme ve anma demek olduğunu söylemektedir. Ona göre insan haline şükretmediğinde memnuniyetsiz, yoksun ve üzüntülü olacağı gibi haline şükretmesi halinde nimetleri artacak, gönlü zenginleşecek ve Tanrı’ya yaklaşacaktır. Onun şu sözleri, bu yaklaşımını açık bir biçimde dile getirmektedir:

‘Sabret, zira sabırla güçlük ortadan kalkar.

Sabır, ferahlığın anahtarıdır.’ (Mesnevi, Cilt-III, 1848)

‘Nimete şükür can; nimetse posttur.

Zira şükür dosta götüren rehberdir.’ (Mesnevi, Cilt- III, 2912)

‘Nimete şükürle gözlerin doyarsa,

Sen de fakirlere yüzlerce nimet dağıtırsın.’ (Mesnevi, Cilt-III, 2914)

İnanan insanın en önemli görevlerinden biri de şükretmesidir. Biz insanlar genellikle sahip olmadığımız şeylere bakıp yakınırız. Onun için de bir türlü Allah’a şükretme görevimizi hakkı ile yerine getiremeyiz.

Ayet-i Kerime‘de bu husus şöyle ifade edilir: ‘O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız.’ (İbrahim, 14/ 34)

Mesela her nefes alıp verdiğimizde Allah’a iki can borçluyuz. Çünkü nefesimizi alamazsak havasızlıktan ölürüz. Nefesi aldıktan sonra onu dışarı salamazsak yine boğuluruz. Dakikada kaç kez nefes alıp veriyorsak, onun en az iki katı Allah’a şükretmeliyiz. Çünkü bize nefes alma imkânı veren Allah’tır. Bizim rahatça yaşayabilmemiz için vücudumuza mükemmel bir sistem yerleştirip bunu tıkır tıkır işleten ve hiçbir özel çabamız olmaksızın bizlere bir gün içinde yaklaşık yirmi üç bin kez nefes alıp verdiren Rabbimize aldığımız bu nefesler için yeterince şükrediyor muyuz?

Günlük hayatımızda hiçbir çaba harcamadan gerçekleştirdiğimiz nefes alış verişi, hayatımızı devam ettirebilmemiz için en kaçınılmaz ihtiyaçlardan biridir. Bir süre nefessiz kaldığımızda neler olabileceğini düşünelim. Yaklaşık bir dakika sonra bayılır, iki ila üç dakika sonra beyin ölümü gerçekleşir ve artık yaşamıyor olurduk. İnsanın tek bir nefesi alabilmesi dahi, Allah’a şükretmesini gerektiren en büyük nimetlerden biridir. Yüce Allah, bizlere hiçbir külfet yüklemeden kendi kendine çalışan öylesine kusursuz bir vücut işleyiş mekanizması kurmuştur ki böylesine bir sistemi günümüzün en gelişmiş bilgisayarlarının dahi taklit edebilmesi mümkün değildir. Bu bağlamda, insanın şükretmesi için, sadece aldığı bir nefesi düşünmesi dahi yeterlidir.

Nefes almak, bizim için bir tür reflekstir. Yani, nefes almak için herhangi bir özel çabaya veya plana ihtiyaç duymayız.

Vücudumuzdaki muhteşem mekanizma, bulunduğumuz ortamlara ve durumlara göre ihtiyacımız olan oksijeni ayarlar.

Yürürken, koşarken, kitap okurken ve uyurken ihtiyacımız olan oksijen miktarı kusursuz bir şekilde hesaplanır ve vücudumuz kendisini, bizim hiçbir çabamız olmadan, buna göre ayarlar.

Çağımızın en akıllı, zekâ seviyesi en yüksek bilim adamlarının bile halen çözemediği, kusursuz bir şekilde çalışan vücut sistemlerini yaratarak, hazır şekilde varlıkların kullanımına sunan Yüce Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Vücudumuzda yaratılan bu son derece karmaşık, ancak bir o kadar da hızlı ve basit bir çalışma düzeneğine sahip sistemlerin en önemlilerinden birisi, hayatın kaçınılmaz kuralı nefes almamızı sağlayan solunum sistemimizdir.

 

Yeterince Şükredebiliyor muyuz?

Hayatımızın devam edebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize gerekli olan oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ayrı ayrı ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim bu şekilde hiç durmadan yorulmadan devam edip gider.

Biz kullar ise parmağımızı bile kıpırdatmadan, hiçbir özel uğraşta bulunmadan uyurken dahi nefes alıp verir ve hayatımıza devam ederiz. Şimdi bir düşünelim; bizim rahatça yaşayabilmemiz için, vücudumuza mükemmel bir sistem yerleştirip bunu tıkır tıkır işleten ve hiçbir özel çabamız olmaksızın bizlere bir gün içinde yaklaşık yirmi üç bin kez nefes alıp verdiren Yüce Allah’a aldığımız bu nefesler için yeterince şükrediyor muyuz?

Her bir nefes için ayrı ayrı şükretmemiz gerekirken, bizler acaba bu şükrün ne kadarını eda edebiliyoruz?

Bir Allah dostu; “-Nasılsınız” sorusuna her defasında; “-Şükürden aciz” cevabını verirmiş.  Hikmetini sormuşlar, “-Ettiğim şükür, aldığım nefese yetmiyor” demiş.

Sadece tek bir nefes alış verişimizde bile bizlere kusursuz bir program veren Rabbimize, vücudumuzdaki tüm harikulade sistemler ve insan olarak yaratılma şerefi için minnettarlığımızı nasıl ifade ediyoruz?

‘Ey inanılır erler, çok şükür edesiniz diye nebatlar içinde daha ne nebatlar var.

Onun aksi burada ‘Kanaat eden alçaldı’ sözüdür.

Bu makamda söz ‘Tamah eden yüceldi’ sözüdür.

Nefsine bu kadar uyma; seni satın alanlardan gafil olma.’ (Mesnevi-VI-Cilt, 4550) diyor Mevlâna ve konuyu bakın nasıl özetliyor:

‘Hepimiz, bütün insanlar, oynaya oynaya şu bedava olan sayısız dünya nimetlerine şükretmek için Hakk’ın dergâhından gelmiş sofîleriz. Hak âşıklarıyız. Bize ikram edilen çeşit çeşit nimetlere yalnız şükretmek değil, can versen yerindedir. Zaten şu bol bol definelere karşı sofînin canının ne kıymeti var? Bütün canlılara, insanlara, hayvanlara, kuşlara, balıklara ikram edilen bu umumî dünya sofrasında ikram edilen nimetlerin konduğu büyük kabın kapağı göktür. Bu sofranın ihtişamından, ikram edilen çeşitli yemeklerin nefis oluşundan, tatlarından, kokularından, renklerinden, güzel oluşundan nasıl bahsedeyim? Bu dilin harcı mı? Dilim dönmüyor, konuşamıyorum. Biz Hak yoluna düşmüş sofîleriz. Biz padişahlar padişahının nimetlerini yiyenlerdeniz. Ya Rabbi! Bu kâseyi, bu sofrayı ebedî kıl, kıyamete kadar yaşat.’ (Divan-ı Kebir, Cilt-I, 1186)

 

Fi Hi Ma Fih’ten alıntıyla son noktayı koyalım:

‘Şükür, nimet çeşmesinden içmektir.

Çeşme her ne kadar bol ve bereketli bir suya sahip olsa da, kapalıyken su kendiliğinden akmaz.

 Yani içmek için onu açmak gerekir.’ diye özetleyeceğimiz sözlerin orijinal metindeki şekli şöyle:

‘Şükretmek avlanmaktır, nimeti bağlamaktır.

Şükür sesini duydun mu nimetin çoğalmasına hazırlan.

‘Tanrı bir kulu sevdi mi sınar, belâlara uğratır.’

Sabrederse onu seçer, şükrederse de akranı arasında seçkin bir hale getirir onu…

Şükretmek, nimet memesini emmektir.

Meme dolu olsa bile emmezsen süt gelmez.’ (Fi Hi Ma Fih, 47. bölüm)

 

Yaradan’a Şükredin

Şükür konusu ile ilgili Sosyal Medya’da Mevlâna’ya atfedilen sözlere bir bakalım önce:

 

‘İyi ki demedim, keşke de demedim. Biliyorum ki bunlar şeytanın sözü. Yaralarım açıldı, dertlerim çoğaldı. Açılan yarama çoğalan derdime zaman ve dua sürdüm. Sabırla bekliyorum.’

 

‘Gülene neden gülüyorsun diye sorulmaz ama ağlayana neden ağladığı sorulur. Sende dualarında ağla ki Rabbin sebebini sorsun.’

 

‘Duasız üşür yürekler bil. Sana bir dua eden olsun. Sen birine dua et. Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır. Karanlıklarını aydınlatan Sana ummadık kapılar açan Bilmezsin kimin için ettiğin duadır Seni böyle ayakta tutan. Duasız üşür yürekler bil.’

‘Üzülme. Derdin ne olursa olsun bir abdest al nefes gibi. Ve bir seccade ser odanın bir köşesine. Otur ve ağla, dilersen hiç konuşma. O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor, unutma.’

 

Mevlâna’ya atfedilen ve Mevlâna bakışıyla birebir örtüşen sözler bunlar.

Mesnevide son noktayı koyuyor yine Mevlâna: ‘Ne zaman gökyüzüne, bir nefes, bir dua gönderdin de ardınca ona benzer bir iyilik gelmedi?’ (Mesnevi Cilt-IV, 2459)

 

 

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...