Son Dakika
27 Mayıs 2019 Pazartesi
19 Ağustos 2016 Cuma, 00:11
Mesut Acet
Mesut Acet mesutacet@gmail.com Tüm Yazılar

Alemden Maksat İnsandır.

ALEMDEN MAKSAT İNSANDIR

Geçen hafta; ‘Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.’ (Mesnevi, I.Cilt, 1205) diye bitirdik sözümüzü, aynı konuya devam edelim;

Üzüm Kavgası Hikâyesi

Mesnevi‘de “Birbirlerinin dediğini anlamayan dört kişinin üzüm için kavgaya tutuşmaları” başlığıyla bir hikâye aktarılır.

Bu hikâyede farklı milletten dört kişiye bir dirhem verilir. Her biri paranın kendine ait olduğunu iddia eder ve bu parayla Fars “engür”, Arap “inep”, Türk “üzüm”, Rum “istafil” satın almak ister. Birbirlerinin dilini bilmedikleri için kavgaya başlarlar. Oysa hepsi “üzüm” istemektedir ancak bilgisiz ve hoşgörüsüz oldukları için inatçı keçiler gibi uzlaşamazlar. Hiçbiri isteğine kavuşamaz. Mevlâna’nın “üzüm” üzerine kurguladığı bu hikâyede; cahil-bilge, ahmak-akıllı, savaş-barış, madde-mana, kesret-vahdet zıtlığı ele alınmıştır. İnsanlar arasında birlik ruhunun Hz. Süleyman gibi manevi dilleri bilen, hikmet sahibi gönül erleri tarafından kurulacağı düşüncesi vurgulanmıştır.

Birbirlerinin dediğini anlamayan dört kişinin üzüm için kavgaya tutuşmaları şöyle anlatılıyor:

“Adamın biri, dört kişiye bir dirhem verdi, Adamlardan birisi ‘Ben bu parayı engûr’a vereceğim’ dedi. Öbürü Arap idi, Lâ dedi, ‘Ben İnep isterim herif, engûr istemem.’ Üçüncü Türk’tü, ‘Bu para benim’ dedi, ‘Ben inep istemem, üzüm isterim.’ Dördüncüde Rum’du, dedi ki ‘Bırak bu lâfları, biz İstafil isteriz.’ Derken savaşa başladılar. Çünkü adların sırrından gafildiler. Ahmaklıktan birbirlerini yumruklamaya koyuldular. Bilgisizlikle dolu, bilgiden boş adamlardı bunlar. Sır sahibi, yüzlerce dil bilir, kadri yüce birisi orada olsaydı, onları uzlaştırırdı. Onlara ‘Ben bu bir dirhemle hepinizin isteğini yerine getiririm. Gönlünüzü gıllıgışsız bana teslim edin. Bu bir dirheminiz, sizin istediğiniz şeylerin hepsini yapar. Bir dirheminiz dört muradı da yerine getirir, dört düşman da uzlaşır, birliğe ulaşır, bir olur. Sizin sözleriniz savaşa, nifaka sebep olur. Fakat benim sözüm, sizleri birleştirir. Siz susun, dinleyin de konuşma hususunda diliniz ben olayım.’ Sizin sözünüz yüz türlüdür, eseriyse ancak savaş ve kızgınlıktan ibaret. İğreti hararetin tesiri yoktur. Fakat insanın kendisinden olan hararet müessirdir. Sirkeyi ateşte ısıtsan da yiyince yine bürudeti arttırır. Çünkü o hararet, iğretidir. Asli tabiatında bürudet ve keskinlik vardır. Oğul, pekmez buz tutsa da yine yiyince ciğerdeki harareti fazlalaştırır. Şu halde şeyhin riyası, bizim ihlâsımızdan daha yeğ. Çünkü o riya basiretten meydana gelmedir, bu ihlâs körlükten! Şeyhin sözü, insana cemiyet-i hatır verir, hasetçilerin nefesi ise tefrika. Süleyman, Tanrı tecellisine uğrayınca bütün kuşların dillerini öğrenmiş oldu. Onun adalet devrinde ceylân, kaplanla uzlaşmış, savaşı bırakmıştı. Güvercin doğanın pençesinden emindi, koyun kurttan çekinmiyordu.

Süleyman, düşmanlar arasında meyancılık etti, bütün kuşların arasında birlik husule geldi. Sen bir karıncaya benzersin, tane toplamak için koşup durmaktasın. Fakat be hey azgın! Süleyman buracıkta, sen ne arıyorsun? Tane arayana tane, tuzaktır. Fakat Süleyman arayan hem Süleyman’ı bulur, hem taneyi elde eder. Bu ahir zamanda kuşlara bir an bile birbirlerinden aman yoktur. Devrimizde de Süleyman var, bizi sulha kavuşturur, zulmümüzü giderir. ‘Hiçbir ümmet yoktur ki aralarında bir korkutucu olmasın” ayetini oku. Tanrı “Hiçbir ümmet bulunamaz ki içlerinde bir Tanrı halifesi, bir himmet sahibi bulunmasın’ dedi. O halife, onların gönüllerini o kadar birleştirir gibi saflıktan hiçbir gıllügişleri kalmaz. Hepsini ana gibi birbirini esirger bir hale getirir. Onun için Müslümanlara ‘Tek bir nefis’ demiştir. Onlar Tanrı Resulü yüzünden tek bir nefis oldular, yoksa her biri, öbürüne tam bir düşmandı.” (Mesnevi Cilt-II, 3682–3712)

Mevlâna, ‘Ruh, ilimle ve akılla dosttur. Ruhun Arapçayla, Türkçeyle ne işi var?’ (Mesnevi, Cilt- II, 56) sorusuyla, hikmete ulaşmanın din, dil, millet, ırk ayrımı ile ilişkisi bulunmadığını; tek yaratıcı gücün var ettiği, bütün insanların ortak amaç uğruna çaba sarf etmeleri ve barışı benimsemeleri gerektiğini vurgular.

Bu hikâye, Mevlâna’nın devlet ve toplum anlayışıyla yakından ilgilidir ve onun kültürel anlamdaki milliyetçiliğinin bir ifadesidir.

Bu hikâyede farklı milletlerden insanların anlaşmazlığa düşmeleri anlatılmıştır. Onların anlaşmazlığını bir tercüman çözecektir. Onlar aynı nesneyi isteseler de farklı dillerle ifade ettikleri için anlaşamıyorlar. Onlar bir yerde özürlü kabul edilebilirler. Ancak bugün aynı milletten oldukları hâlde, aynı dili konuştukları hâlde anlaşamayanlar vardır. Bu insanların da gönülleri arasında aşılmaz dağlar, geçilmez engeller vardır. Farklı dili konuşanların sorununu bir tercümanla çözebilirsiniz. Peki, aynı dili konuşup aynı kültürü paylaşanların sorununu nasıl çözeceksiniz?

Onların da galiba gönülleri arasında inşa edilen setleri yıkmak gerekmektedir. Onların da birer gönül tercümanına ihtiyaçları vardır.

‘En uzak mesafe ne Afrika’dır ne Çin ne Hindistan ne de seyyareler En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan’ demiş Can Yücel de Mevlâna bakışıyla. Zaten Mevlâna da:

‘Sen benim gönlümde olduktan sonra

Yemen’de de olsan benim yanımdasın.

Eğer sen benim gönlümde değilsen

Yanımda da olsan, Yemen’de sayılırsın’ demiyor muydu?

Divan-ı Kebir’de de bu konuda şöyle diyor: ‘Senin gönlün bende olmadıktan, benimle beraber bulunmadıktan sonra seninle beraber oturmuşuz, bir arada düşüp kalkmışız, bunun bir faydası yok. Benimle oturup kalkıyorsun ama gönlün benimle değil. Mademki böylesin, bunun hiç bir faydası yok!’ (Divan-ı Kebir, Cilt-I, 389)

Mevlâna’ya göre insan, ne olduğunu bilmek için öncelikle nereden geldiğini anlamak zorundadır. Yine Mevlâna’ya göre böyle bir anlayış Allah’ın bir parçası, onun bir yansıması olduğunun bilincinde olan insanın nasibidir.‘And olsun ki biz insanoğlunu üstün kıldık.’ (İsra/70) ayetiyle Yüce Allah, insanın diğer bütün varlıklardan üstünlüğünü şan ve şerefini ilan etmiştir.

Mevlâna; tüm eserlerinde insanın, bu üstünlüğünü vurgulayarak ele alır ve düşüncesini şöyle özetler: ‘Âlemden maksat insandır.’

Diğer bir eserinde ise şunları demektedir: ‘İnsanın bir soluğu, bir cana değer/ Ondan düşen bir kıl, bir madene değer.’ (Mevlânâ Celâleddin, Rubâîler, 78)

‘Zayıfım, arığım, çaresizim ama

Değil mi ki ‘biz Âdemoğullarını üstün ettik’ sesi ulaştı,

O sesin inayet eserlerini duydum;

Ne zayıfım ne arığım, ne de çaresizim,

Dünyanın çaresini bulurum ben.

Okluğumu senin oklarınla doldurdum mu,

Kaf Dağ’ının bile belini çeker, bükerim.’ (Meclis-i Saba, 12)

‘Kimi olur, temizliğimizi melekler bile kıskanırlar;

Kimi de olur, şeytan bile korkusuzluğumuzu görürde kaçar bizden.

Şu toprak bedenimiz, Tanrı emanetini yüklenmiş,

Maşallah çevikliğimize, nazar değmesin gücümüze kuvvetimize.’ (Mevlânâ Celâleddin, Rubâîler, 19)

Mevlâna’ya göre her insan içinde coşan ‘Allah Aşkı’nın rehberliğinde ‘Yaradan’ı da yaratılanı da bulma şansına sahiptir.’

Mevlâna ‘Allah kendini, yarattığı güzel eserlerin arkasında gizlemiştir.’ (Divan-ı Kebir, Cilt-I, 477) der ve devam eder:

‘Gönlümüzü bazen sıkar, bağlar, hayatı zehir eder. Bazen bağlarımızı çözer, sıkıntılarımızı giderir, bizi rahatlatır, mutlu eder, huzura kavuşturur. Eğer senin gönlün eşek değilse bu hallerin nereden geldiğini, kimin işi olduğunu anlar, bilir; o işin sahibini, o işleri vereni tanır.’ (Divan-ı Kebir, Cilt-I, 484–485)

‘Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır.

Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.

Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.

Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini

Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden,

Ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.’ diyor Şems de. (Şems’in 16’ncı kuralı)

İnsan olmanın bilincinde olmak, sorumluluğunu bilmek ve bu sorumluluk içinde yaşamak, var oluş sebebimizin borcunu ödemek gibi bir şeydir.  Tasavvufta, insan, varlığın gayesi ve sonudur. Her şey Allah’tan gelir ve Allah’a dönecektir. İnsan aşk merdiveninden Allah’a basamak, basamak yükselir. Mevlâna’ya göre aşk yaratıcının vasıflarındandır. İnsan, neyi, kimi severse sevsin bu sevgi aslında gerçek varlığadır. Bu sevgi insanı hırstan, benlikten kurtaracak tek yoldur. Gerçeğe ancak bu yolla ulaşılabilir.

 

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...