Son Dakika
19 Kasım 2019 Salı
01 Aralık 2016 Perşembe, 21:43
Mesut Acet
Mesut Acet mesutacet@gmail.com Tüm Yazılar

ALDIĞIN HER NEFESİN TADINI ÇIKAR

ALDIĞIN HER NEFESİN TADINI ÇIKAR

Çok bilinen bir hikâyedir;

Nehir kenarında yaşlı bir adam dalgın dalgın hızla akan suya bakıyordu.

Genç adam yaklaşıp:

‘-Amca, çok dalmışsın, neye bakıyorsun öyle?’ diye sorunca ihtiyar adam içini çekerek:

‘-Akan ömrüme evladım, akan ömrüme bakıyorum.’ der.

Ömür, ezanla namaz arası kadardır

Bir dede ile torunu arasında geçen, ömrün ne kadar kısa olduğunu güzel bir dille bizlere hatırlatan sıcacık bir hikâye, şimdi dede ile torununun konuşmalarına kulak veriyoruz:

Torunu pamuk gibi bembeyaz sakallı, nur yüzlü dedesine merakla soruyor:

‘-Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?’

Dede tatlı bir gülücükle:

‘-Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum.’ deyince torun:

‘-Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?’ der.

Dede:

‘-Evet, yavrum. Ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır.’ diye cevap verir.

Torun yeniden sorar:

‘-Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?’

Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa:

‘-Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? işte o ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı. O ezan Namazsız ezandı. İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur. O da Ezansız namazdır.’

Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına:

‘-Bak ey insan!

Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir.

Boşa vakit harcama!’ ikazını yapıyordu o ezan.

İşte yavrum ömür, ezanla namaz arası kadardır.

Sakın boşa geçirme ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma!’

Bir nefeslik mola

‘Aldığın her nefesin tadını çıkar.

Hayatın aslı sende…

Senin içinde.

Unutma hayatın aslı sensin.

Bir beklentin varsa eğer hayattan,

Önce kendine hak ettiğin değeri vermelisin.

Kaçırma gözlerini hayattan.

Hep hayatın içinde olsun bakışların.

Hep kendi içinde.

Baktığın kadar varsın bu hayatta.

Hatta sadece bakmakla da yetinme.

Görmen de lazım.

Görüp de bilmen, bilip de sevmen lazım.

Hayatı kendi içinde, kendini hayatın içinde.

Bir nefeslik molaları çok görme kendine.

Arada bir karanlıkta kalsa da bir yanın, sakın pes etme!

Çekil kendi kabuğuna bir süre. Sadece içine bak.

Kendi aydınlığın senin içinde. 

Ara ve bul! Gerçeğin düşlerle bölünmesine,

Düşlerin gerçeğin altında ezilmesine izin verme.

Ve unutma sakın; hepimiz aynıyız en başından beri.

Başladığımız yol da aynı, yolun sonunda varacağımız kapı da.

Seni farklı kılan bu yolu nasıl geçtiğin, nasıl ilerlediğin sadece.

Bu hayatta sen, gerçeğinle varsın.

Ama düşlerin kadar, düşlerinle yaşarsın.”

‘Gel gönülden konuşalım!

Sen semâ ol, ben hevâ.

Her nefes dol içime, her nefes birlikte yol alalım.

Sessizce yağalım bulutlardan.

Bulutlar sessizce ağlasın bizi.

Gökkuşağından alalım rengimizi.

Gökkuşağına tutunalım.

Gökkuşağı tutsun bizi, karışalım.’

Konumuza Mevlâna’ya ait sözlerle devam edelim:

“Ömür, yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmede; gafilce sine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip durmadadır!

Sen aklını başına al da, ömrünü şu içinde bulunduğun bugün say! Bak bakalım, bugünü de hangi sevdalarla harcıyorsun?

Gâh cüzdanını para ile doldurmak kaygısı ile gâh iyi yemek, içmek ile bu aziz ömür geçip gitmede, her nefes de eksilmede!

Ölüm, bizi birer birer çekip alıyor; onun heybetinden, korkusundan akıllı insanların bile beti benzi sararıp durmadadır!

Ölüm, yolda durmuş, bekliyor; efendi ise gezip tozma sevdasındadır!

Ölüm, kaşla göz arasında; onu hatırlamaktan bile bize daha yakın! Fakat, gaflete dalanın aklı nerelere gitmede, bilmem ki?..

Teni besleyip şişmanlatmaya bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek, mezar kurtlarına yem olacak bir kurbandır! Sen, gönlünü manevî gıdalarla beslemeye bak; yücelere gidecek, şereflenecek olan odur!

Bu leşe, yağlı ballı şeyleri az ver! Çünkü, tenini besleyen kişi, şehvetine, nefsani arzulara kapılıyor; sonunda da rezil olup gidiyor!

Sen, ruha manevî yiyecekler ver; yağlı ballı düşünüş, anlayış, buluş gıdaları ver de, gideceği yere güçlü kuvvetli gitsin.” (Divan-ı Kebir, Cilt-II, 823)

‘Ömür tükendi ise Allah başka bir ömür verdi

Geçici ömür kalmadıysa, işte şuracıkta.

Tükenmeyen, ölümsüz ömür.

Aşk, hayat suyudur, bu suya dal!

Bu denizin her damlasında başka bir hayat,

Başka bir ömür var.’ (Mevlânâ Celâleddin, Rubâîler, 6)

 Bir Kelebeğin ömrü kadar kısadır hayat

Anonimleşmiş güzel sözlerle bağlayalım konumuzu;

‘Gözünü açıyorsun doğdu diyorlar.

Gözünü kapatıyorsun öldü diyorlar.

İşte bu göz kırpışa ömür diyorlar.’

 ‘Bazen bir kelebeğin ömrü kadardır hayat.

 Ne kırmaya gelir ne de kırılmaya!

 Geleceği düşünme geleceğe bakma da az sızlan, az kederlen.’

 Geçmişi değiştiremezsiniz. Ancak geçmişten dersler çıkarabilirsiniz.

Benzer bir durum ortaya çıktığında benzer şeyleri farklı yapabilirsiniz. Geçmişten ne kadar çok şey öğrenirseniz.

Yaşadığınız pişmanlıkların sayısı o kadar az olur.

Böylece yaşadığınız anın tadını daha fazla çıkarabilirsiniz.

 

 

 

 

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...