Son Dakika
14 Kasım 2019 Perşembe
12 Ocak 2017 Perşembe, 11:41
İbrahim SAĞIR
İbrahim SAĞIR sagir.ibrahim@gmail.com Tüm Yazılar

ŞEYH BEDREDDİN’İN VARİDAT KİTABINDAKİ ALLAH-VARLIK HAKINDAKİ FİKİRLERİNİN YANLIŞLARI

ŞEYH BEDREDDİN’İN VARİDAT KİTABINDAKİ ALLAH-VARLIK

HAKINDAKİ FİKİRLERİNİN YANLIŞLARI

 

“Halk tabakasının iddia ettiği gibi ölü bedenlerin yeniden dirilmesi, doğru değildir.

Bu beden baki kalmayacağı gibi, ölümden sonra dağdan bölümlerinin yeniden birleşmesi de, mümkün değildir.

Ölülerin diriltilmesindeki amaç, bu değildir.Sen nerdesin ey gafil!”

Varidat

“Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz, şu muhakkaktır ki biz sizi (aslınızı) topraktan, sonra (onun neslini) insan suyundan (spermadan) sonra alaka (yapışan şey)’dan daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık (ve bunları) size (kudretimizin kemalini) apaçık gösterelim diye (yaptık) sizi dileyeceğimiz muayyen bir vakte kadar rahimlerde tutuyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz.” (Hacc, 22/5).

Bu ayet-i kerimenin son bölümündeki hükümler, yani yaratılışta tabi olduğumuz kanunlar, günümüzde aynen cereyan ediyor. Bu bize, ayetin başında zikredilen topraktan yaratılmanın da vuku bulduğunu ifade etmez mi? Bütün bunlarla Cenab-ı Hak, dilediğini dilediği şekilde yaratacağını göstermiştir

 (Nisâ Suresi), 87. Ayet

“Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Andolsun sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?”

 

  (Ra’d Suresi), 5. Ayet

“Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacakmışız?” demeleridir. İşte bunlar Rablerini inkar edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.”

 (Nahl Suresi), 38. Ayet

“Onlar, “Allah ölen bir kimseyi diriltmez.” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

  (Nahl Suresi), 39. Ayet

“(Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kâfir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler!”

 (Hac Suresi), 6. Ayet

“Bu böyle. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Şüphesiz O ölüleri diriltir ve O her şeye hakkıyla kadirdir.”

 

(Hac Suresi), 7. Ayet

“Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah kabirdeki kimseleri diriltecektir.”

(Vâkıa Suresi), 47. Ayet

“Diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?”

 (Vâkıa Suresi), 48. Ayet

“Evvelki atalarımız da mı?”

(Vâkıa Suresi), 49. Ayet

De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.”

Hz. Peygamber de çeşitli hadislerinde, öldükten sonra tekrar diriltme konusunda bilgi vermiştir. O bir hadiste şöyle buyurmuştur:

“İnsanın kuyruk sokumu kemiği (acbü’z-zeneb) dışındaki her şeyi, ölümünden sonra çürüyüp yok olacaktır. Kıyamet günü tekrar diriltme bu çürümeyen parçadan olacaktır” (Buhârî, “Tefsîr”, 39/3; Müslim, “Fiten”, 141, 142).

Yine bu konudaki hadislerde kıyamet gününde bütün insanların diriltileceği, kabirden de ilk defa Hz. Muhammed’in kalkacağı bildirilmektedir.

(Buhârî, “Tefsîr”, 39/3; İbn Mâce, “Cenâiz”, 58).

Hz. Peygamber bir hadislerinde, insanların diriltilirken ilk yaratılışlarındaki gibi olacaklarını haber vermiştir.

(Buhârî, “Rikak”, 45; Müslim, “Cennet”, 55-59),

Bir başka hadiste de “Her kul, öldüğü hal üzere diriltilir” buyurmuştur.

 (Müslim, “Cennet”, 83).

“Allah’ın buyruğu, kendi zatının gereğidir. Sözle, harflerle, Arapça veya başka bir dille izahtan münezzehtir. Kalem her şeyin gerçeğidir, kendine dair ne hal meydana gelirse yazmaktadır. Huriler, köşkler, ırmaklar, ağaçlar, meyveler ve benzerlerinin tümü, hayal âleminde gerçekleşir, duyu âleminde gerçekleşmez; bunu anla!

Cin de aynı şekildedir, adı da bunu gösterir; zira görünen duyulardan gizlidir.

Onu gören kişi zahirde gördüğünü sanır, gerçek öyle değildir.

O, ancak hayal gücüyle kavranabilir.” Varidat

“Cennet takva sahiplerine, uzak olmayarak yaklaştırılmıştır. İşte size vadolunan, gördüğünüz şu Cennettir ki, O, Allah’ın taatına dönen onun hudud ve ahkâmına riayet eden çok esirgeyici Allaha bütün samimiyetiyle gıyaben saygı gösteren, hakkın taatına yönelmiş bir kalble gelen kimselere aittir”. Kaf :31-33)

“Canların isteyeceği ve gözlerin hoşlanacağı ne varsa, hepsi oradadır. Siz de orada devamlı olarak kalacaksınız. İşte bu, sizin çalıştığınız ameller sebebiyle mirasçı kılındığınız Cennettir. Sizin için orada çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz.” Zuhruf : 71-73

“İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger. Yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara Cenneti ve oradaki ipekleri lütfeder. Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar. Ne yakıcı sıcak görürler orada, ne de dondurucu soğuk. Ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkar kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur. Yanlarında gümüş kaplar ve billür kâselerle, gümüşi beyazlıkta billur gibi şeffaf kupalarla dolaşılır ki Cennet sakinleri bunlara dolduracakları Cennet şarabını Cennetteki insanların iştahları ölçüsünde tayin ve takdir ederler. Onlara orada bir kâseden içirilir ki karışımında zencefil vardır. Bu şarap orada bir pınardandır ki adına Selsebil denir. Cennettekilerin etrafında öyle ölümsüz genç nedenler dolaşır ki, onları gördüğünde kendilerini etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın. Ne yana bakarsan bak yığınla nimet ve ulu bir saltanat görürsün. Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır. Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir. Onlara: İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer denir.” İnsan : 11-22

Ra’d 24

“Allah’tan korkanlara va’dolunan cennetin sıfatı: Altından ırmaklar akar, yiyeceği ve gölgesi daimidir. Bu sakınanların akıbetidir…”

Ra’d 35

“İman edenler ve sahih amel işleyenler, Rabbinin izniyle, içinde daimi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere girdirilirler. Oradaki temennileri selamdır.”

Hicr 45-48

“O girdikleri yer, Adn cennetleridir ki, altından ırmaklar akar. Onlar için orada diledikleri her şey vardır. İşte Allah, kendisinden korkanları böyle mükâfatlandırır.”

“ Cennet ve cehennem ile ayrıntılarının, anlamlarının, cahillerinin akıllarından geçen anlamlarla ilgisi yoktur. Melekler ise melekût âlemindendir.

Görülmeleri ancak varlık içinde olabilir; zira melekût varlığın batınındadır.

Öyle ki, iyiliğe yol açanlara melekler, kötülüğe yol açanlara ise, şeytanlar ve iblisler denir.

Belki de kişiliğe bürünüp, insanların istidadına göre görüntü şekliyle

ortaya çıkabilir ve insan onu diğer sair varlıklardan sanabilir

. Hâlbuki gerçek öyle değildir; o kişinin gördüğü görüntü iç görüntüdür

ve onun içindir ki, gören gözünü kapatsa bile, görüntüyü görebilir.

Hak’tan yüz çeviren, hisleri cüz’i olan kişi şeytandır.

Allah Teâlâ’nın zatının aslıyla bilinmez demenin anlamı, bu âlemdeki bütün şekillerde vardır; bunu bil!

Şunu bil ki mutlak varlık olan yüce Allah’ın her aşamada iki özelliği vardır. Biri etki ve fiildir; diğeri ise etkilenmektir.

İlkinde varlık Allah’tır ikincisinde de âlemdir, yaratılmıştır ve meydana gelen olaydır; bunu anla!

Mutlak varlık olan Allah Teâlâ her ikisinin arasındaki mutlak oluş ve birleşimle bağımlılıktan dolayı mutlak varlıktır. Allah Teâlâ ne bütündür, ne de parçadır.

Zira bütün ve parçanın başka bir anlamı vardır.

Gerçek var olma ve yok olmadan önce gelmektedir.

Gerçeğe başka varlıklardan soyutlanmış olarak bakıldığında parça görülüyorsa da,her iki yönü içine almaktadır.

Adı geçen mutlak varlık bütünden bir niteliktir, ondan

daha üstün bir aşama yoktur, o her şeyin üstündedir ve bütün ondadır; o da bütündür ve bütün odur.

Bu aşamada varlığın ne başlangıcı, ne sonu, ne görünüşü ve ne de görünmeyişi aşamaları yoktur.

Diğer aşamaları da buna göre değerlendir!

Zîrâ, O bütünden arınmış mutlak bir varlık sayılıp, bütün onda tahakkuk etmiştir.

Diğer bir deyişle, özel ve ebed diye bir olay yok, her ikisi birdir.

Yüce Allah’a dair iki değerlendirme vardır: Biri belirtilmemiş olan değerlendirmedir ve buna göre ona birdir ve uludur denir.”

Varidat

 

VARİDÂT:Prof. Dr. Bilal Din dar’ın Tenkidli Basımından

Tercüme Eden: Dr. Cengiz KETENE

NOT: Dr. Cengiz KETENE’nin kitabından alıntıladığım bilgilerin içinde Ayet ve Hadisler benim tarafımdan konulmuştur.

Şeyh Bedrettin Türk düşünce tarihinde önemli bir yer tutar. Özelliklehaksızlığa uğrayanların haklarını savunmuş ve sosyal adaletin gerçekleşmesine çalışmıştır.

Tapınma da semaya, musikiye ve içkiye yer vermiştir.

Nasları alabildiğine yorumlayarak özel bir ekol kurmuştur.

Dini açıdan yanılgıları çoktur. Islamın genel çizgileri açısından eleştirilecek çok yönleri vardır.

Yaşadığı çağda toplumu etkilemiş, saraylarda saygı görmüş, ordular kuracak  kadar güç kazanımıştır.

İfadelerinden anlaşıldığına göre kendisini bir Tanrı elçisi gibi

tanıtmak istemiştir.

Dinler arasındaki ayrımı kaldırmayı ve yeryüzünde yeni bir düzen kurmayı amaçlamıştır.

Kadın hariç, öteki hususlarda ortaklığı önermiştir.

Herkes, herkesin malına ortak olmalıdır demiştir. Bir çeşit sosyalizmi uygulamak istemiştir.

Hıristiyan, Yahudi ve Müslümana aynı gözle bakmayı önermiştir.

Hıristiyan rahipler gibi aç durarak ve Tanrı’yı

anarak gönül âlemini zenginleştirmeğe çalışmıştır. .

Bedrettin bütün bu düşünceleriyle 15. yüzyıl da oldukça özgün bir düşünürdür.

Ancak İslami açıdan yanılgılara düşmüştür. Bedrettin’e göre salt varlık birdir.

Onun bu alandaki görüşü Vahdet-i Vücut (varlığın birliği) kuramını andırmaktadır.

Ancak Bedrettin’in kuramına Vahdet-i Mevcut (var olmuşun birliği) demek daha uygun olur.

Bu kuramda var edilmiş olanların birliği söz konusudur. Düşünürümüze göre Tanrı görünmeyi dilemiş ve onun zatından zorunlu  olarak varlık doğmuştur.

Var olan her şey onun niteliği ve biçimidir. Tanrı her şeydedir. Her şey de Ondadır.Bedrettin’e göre salt varlıkla birlikte evren mevcuttur. Salt varlık Zatı’nın zorunlu olması dolayısıyla gerçekleşmiştir.

Evren salt varlığa nisbetle hâdis yani sonradan olma sayılsa da

salt varlıkta beraber mevcut olduğundan öncesizdir.

Varlığın önüne ön yoktur. Aynı zamanda sonrasızdır. Kıyametin kopması söz konusu değildir. Kıyamet ölüm demektir.

Onun bu felsefesinde Aristo’dan beri söylenen evrenin öncesizliği düşüncesinin izleri görülmektedir.

     Ruh Anlayışı:

“İnsanların bedenleri evvelce melekût âleminde idi. Sonra yoğunlaşarak biçimler meydana geldi.

Biçimler kalkınca yine lâtif bir duruma döner.

Yalnız ortağı olmayan Yüce Tanrı kalır. Bedeni düzgün hale getirince ruhu üfürmüştür. Bu, maddede yetenek meydana gelince hayat bulma biçiminde olmuştur.

İnsan ruhu yaşayışın aynı demek olan nefs-i natıkadır.

Ruh bir yetenek dolayısıyla bedene üflenmiştir. Bu açıdan

ruh bedenden sonradır. Bedrettin’e göre ruh bir açıdan da bedenden önce misal âleminde mevcut olan bir cevherdir.  Bedenin davranışlarını meydana getiren bu cevherdir. Biçimin bozulmasıyla

bu cevher bozulmaz. Ancak biçimsiz meydana gelmesi de mümkün

olmadığından ona her an bir biçim gerekir. “Görülüyor ki Bedrettin’in ruh anlayışında çelişkiler vardır.

Öldükten Sonra Dirilme:

Öldükten sonra bedenler dirilmezler. Dağılan biçimler yeniden

meydana gelmezler. Ancak yeryüzünde insan cinsi tükense yine insan türünün yaratılması olanaklıdır. Ölü bedenlerin yeniden dirilmesi ve kıyamet kopması söz konusu değildir.

Var oluş ve dağılış âlemleri öncesiz ve sonrasızdırlar.

Dünya ile ahiret görecelidir. Görünen biçimler geçici dünyadır.

İç âlem yok olmayan ahirettir, dünya ve öteki âlem öncesizdir ve sonsuzdur. Dünya mülk âlemidir. Yani görünen madde âlemidir.

Melekût ise görünmeyen âlemdir. Ancak bu âlemle varlığını

sürdüren kuvve âlemidir. Salt varlık, etkileme bakımından Tanrı, etkilenme bakımından âlemdir.

Melek-Cennet-Cehennem ve Peygamberlik:

insanı Tanrı’ya yaklaştıran her şey melektir. Kötülüğe götüren

her şey ise Şeytandır. İyiliğe yöneltici güçler meleği, kötülüğe yöneltici güçler ise Şeytanı simgeler.

Tanrı’dan yüz çeviren kişi Şeytân’dır.Bu demektir ki böyle bir kişi şehvetin ve kötü güçlerin buyruğundadır.

Özgeci değildir. Melek, Şeytan ve Cinlerin meydana gelişi insan hayalinde oluşan biçimlerdir.

Bu demektir ki bu varlıkların ayrı birer vücudu yoktur.

Bunlar düşsel varlıklardır.

 

TÜRK DÜ ŞÜNCE TARIHINDE

FELSEFE HAREKETLERI

 

Prof. Dr. İbrahim Agâh ÇUBUKÇU

 

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...